(743 S. K. m. 619) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan muarazanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacılar tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar maliki oldukları 603 kadastrol parsel sayılı taşınmazdan 275 m2'lik bölüme dayalı Tuncer'e satış vaadi sözleşmesi ile sattıklarını davalının hükmen bu taşınmazda paydaş kılındığını, belediyece yapılan imar uygulaması sonucu 603 parselde paydaş olan davalının binasının müstakilen kendilerine ait 7569 sayılı imar parselinde kaldığını ileri sürerek yıkımı suretiyle el atmanın önlenilmesi, davalıların idaresinden alınan su ile ilgili yarattıkları muarazanın giderilmesini istemiştir.
Mahkemece ... 603 parselde kayıtlı taşınmazın mülkiyetinin davacılara ait iken,kendi istemleri ile taşınmazdan hisse vererek ortak aldıkları ve davalı Tuncer tarafından açılan tescil davasının sonucu verilen karar gereği davalının davacılara ait taşınmazda hisse malik olduğu davalının muaraza yarattığına ilişkin delilde olmadığından.... şeklindeki gerekçeyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 619. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğu duymuştur.
Somut olayda, gerçekten davalının çekişmeli yerde imar parseli oluşmadan önce satış vaadi sözleşmesine ve sonrada bu sözleşmenin kadastral paya göre hükmen yerine getirilmesiyle paydaşlık sıfatına dayanarak iyi niyetli yapılandığı anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra çekişmeli yapının sonradan oluşturulan ve münhasıran davacılara bırakılan 7569 sayılı imar parseli kapsamına alındığı saptanmıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler uyarınca çekişmeli yapının kaim bedelinin davacı tarafından davalıya ödenmek üzere mahkeme veznesine depo edilmek suretiyle elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi, ayrıca davacıların suya yönelik sataşma iddialarının araştırılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik araştırma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davacılar vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 07.12.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy