(743 S. K. m. 639, 933, 934) (6831 S. K. m. 2) (3402 S. K. m. 12)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptal ve tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine dair verlien karar davacı vekli tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 2.5.2000 Salı günü için yapılan teblgat üzerine temyiz eden Hazine vekili avukat A geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilkeçesinni kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karar bırakıldı, bilahamer dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine, dava konusu Eğmir köyü 102 parsel sayılı taşınmazın evvelce orman iken, orman kadastro çalışmaları sonucu 6831 sayılı kanunun 1744 saylılı kanunla değişik 2. maddesi gereğince hazine lehine orman sınırları dışında çıkartıldığını; taşınmazın daha sonra tapulamaca davalı adına tespit gördüğünü ileri sürüp, iptal ve tescilini istemiştir.
Mahkemece; dava konusu taşınmazın tespit tutanağının kesinleştiği tarihten itibaren dava tarihinde karar 3402 sayılı kadastro kanunun 12/3. maddesinde öngörülen 10 yıllık hak düşürücü süre geçtiğinden bahisle davanı reddine karar verilmiştir.
Ancak; davada ileri sürülen iddia, taşınmazın tespit öncesindeki niteliğinin Devletin hüküm ve tasarrufundaki yer olduğu iddiasınıda içerir. Her ne kadar 2/B uygulamasından ve işlemin kesinleşmesinden dört sene sonra 1985 yılında yasanın görevli kıldığı kadastro komisyonunca yapılan bir tespite veya mahkeme kararına dayanmaksızın Hazine adına tek yanlı olarak tapu kaydı tessi edilmişsede oluşturan bu tapu kaydı taşınmazın niteliğini değiştiremez. Başka bir anlatımla doğru ve geçerli bir esası kanıtlanamayan tapu kaydındaki vasıf değişikliği sonuca etkili olamaz. Hazinece açılan ve devletin hüküm ve tasarufundaki yerdir iddiasını içeren bu davalar da 10 yıllık hak düşürücü sürenin dikkate alınmayacağı kararlılık kazanmış yargısal uygulamada benimsenmiştir.
Somut olayda; dava konusu taşınmazın 1971 yalı tahdidinde orman sınırları içerisinde kaldığı, 1979 yılında yapılan ve 1.1.1981 tarihinde ilan edilen ve kesinleşen 6831sayılı yasanın 1744 sayılı yasa ile değişik 2. maddesi uygulaması ile hazine adına orman sınırları dışına çıkartıldığı daha sonra 1987 yılında senetsizden 102 parsel numarası ile davalı adına tespit gönrdüğü ve tespiti 24.3.1988 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Ne varki; taşınmazın 6831 sayılı yasanın 1744 sayılı yasa ile değişik 2. maddesi uygulaması ile orman sınırları dışına çıkartıldığı 1979 yılından itibaren kadastro tespitini yapıldığı 1987 yılına kadar 20 yıllık zilyetlikle mülk edinme süresinin dolmadığı açıktır.
Hal böyle olunca, davalı yararına kazandırıcı zaman aşımı yolu ile mülk edinme koşullarının oluşmadığı gözetilerek davanını kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmünün açıklanan nedenlen ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince oy çokuğuyla BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğinc gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 lıra duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 2.5.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
Dava konusu taşınmaz 1971 yılında yapılan orman tahdidi içinde kalmakta iken 6831 sayılı orman yasasının 1744 sayılı yasa ile değişki 2/B maddesi uygulmaası ile 1979 tarihinde orman dışında çıkarılmış ve 10.12.1985 tarih ve 64 sıra nolu tapu ile "tarla " netiliğiyle özel mülk olarak hazine adına sicil oluşturulmuştur. ne var ki, bilahare yapılan (1987) kadastro çalışmaları sırasında taşınmazın tutanağına hazinenin tapusu yazılarak hazineye ait olduğu belirtilmekle beraber 3402 sayılı yasanın 14,17 maddeleri gereğince kazandırıcı zaman aşımı zilyetliğiyle mülk edinme koşllarının gerçekleştiğinden bahisle taşınmaz davalı adına tespit edilmiş ve çap kaydı oluşturulmuştur.
Bu defa Hazine taşınmaz 2/B uygulması neticesi hazeni adına orman dışına çıkartıldığından bahisle davalıya ait çap kaydının iptali ve adına tescili talebiyle 1999 yılında dava açmış, mahkemece 3402 sayılı yasanın 12/3 maddesi gereğince sukutu hak nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir.
Hazinenin " kamu malıdır, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerlerdendir. "iddiası ile kadastrodan önceki nedenlere dayalı açtığı davalarda kadastro yasasının 12/3 maddesinde ön görülen 10 yıllık sukutu hak süresi ile ilgili hükmün uygulanmayacağı kararlılık kazanmış yargıtay İçtihadları cümlesindendir. Ne varki, kamu malı niteliğinde ve D.H.T altında (deniz, göl, kaya, orman, kumluk alan..... vs. gibi) olmayan özel mülk olan taşınmazlarda 3402 sayılı kanunun 12/3 maddesinin uygulama yerinin bulunduğunu söyleme olanağı yoktur.
Gerçektende taşınmaz 1979 yılında orman dışına çkartıldıktan sonra hazine adına "tarla" niteliğinde özel mülk olarak 1985 de sicile geçmiş ve 1987 de de kadastroya tabi tutularak hazineye ait bu tapu kaydında tutanağa yazılmakla davalı kişi adına çap oluşturulmuştur. Kadastrodan önce hazine adına oluşturulan kayıt taşınmazın " tarla " niteliği ve özel mülk olması yönünden hazineyi bağlayıcı niteliktedir. Kayıt taşınmazın cinsi yönünden "kültür" arazisi olduğu yönünden kadastro sırasındaki tespiti teyit etmektedir.
Kaldı ki, yapılan keşif uygulama teknik ziraat bilirkişi raporundan taşınmazın cinsnin " kültür" arazi olduğu şüpheye yer vermeyecek şeklide anlaşılmaktadır. O halde, hazinenin 1999 da açtığı davada ileri sürüdüğü " taşınmazın kamu malı, D.H.T.Altındaki yerlerdendir şeklinde bir anlamı içediğini de kabul etmek mümkün değildir.
O halde, somut olay 3402 sayılı kanunun 12/3 maddesi kapsamında bulunduğundan bu sebeplerle mahkeme kararı yerindedir onanması icapetmektedir. Mahkeme, kararını bozan sayın çoğunluk görüşüne iştirak edemiyorum.
Full & Egal Universal Law Academy