(818 S. K. m. 18, 65)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı tarafından, duruşma istemli temyiz edilmekle: Duruşma günü olarak saptanan 13.6.2000 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. H. Ö.B. ile temyiz edilen vs vekili Av. H.M.geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözül açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davacılar miras bırakanın 81 parsel sayılı taşınmazı 19.1.1995 tarihinde 5 milyar bedelle daha önce evlenip boşandığı nikâhsız eşi davalıya temlik ettiğini, temlikin aslında bedelsiz olduğunu, mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla hareket edildiğini ileri sürerek dava çmışlardır. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Ancak, miras bırakan 9.10.1995 tarihinde taraf muvazaası nedeniyle iptal davası açmış; yargılama sırasında vefatı nedeniyle (eldeki davanın davacıları) mirasçılarının davaya katıldıkları, davanın Borçlar Kanunu'nun 65. maddesinden bahisle reddedilerek kararın kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği gibi muris muvazaasından söz edilebilmesi için murisin mirasçıdan mal kaçırmak amacıyla aslında bağış yaptığı halde taşınmazını görünüşte satış biçiminde temlik etmesi gerekmektedir. Bu tür bir iddianın kanıtlanması durumunda, görünüşteki işlem gerçek iradeye uymadığından tabandaki sözleşme ise vekil yönünden geçersizdir.
Somut olayda, miras bırakanın mirastan mal kaçırmak amacıyla değil de zaman zaman anlaşmazlık nedeniyle ayrıldığı, zaman zamanda birleştiği davalıya evlilik birliğinin devamını sağlamak için çekişmeli taşınmazı temlik ettiği önceki davadaki beyanlardan anlaşılmaktadır. Davacıların da murisin ölümü üzerine davayı devam ettirmeleri, aynı iddiayı benimsediklerini ve paylaştıklarını göstermektedir. Bu durumda, davada 1.4.1974 tarih 3/4 sayılı İnançları Birleştirme Kararı'nın uygulama yeri yoktur.
Hal böyle olunca, davanın reddedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 13.6.2000 oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy