(1086 S. K. m. 286, 428) (743 S. K. m. 9, 10, 13, 15)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar dayalılar taralından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 27.6.2000 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vs. vekili avukat S. A. ile temyiz edilen vs. vekili avukat Ö. Ç. geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR
Davacılar, miras bırakanın tek mal varlığı olan 892 ada, 15 parsel sayılı taşınmazı, hukuksal ehliyetten yoksun bulunduğu bir sırada davalı torununun yakın arkadaşı İ.'ye 18.01.1994 tarihinde adı geçen kişinin de 14.02.1994 tarihinde diğer arkadaş A. Yılmaz'a onun da 14 gün sonra davalı A. 'ya çıplak mülkiyetini S. Ş. 'ye intifa hakkını temlik ettiğini bu işlemlerin aynı zamanda muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Gerçekten miras bırakana vasi tayin edilmiş, fakat murisin vefatıyla vesayet son bulmuştur.
İddianın ileri sürülüş biçimi ve içeriği itibariyle davada öncelikle ehliyetsizlik sonra muvazaa nedenine dayanıldığı açıktır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme borç (yükümlülük) altına gerebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun medeni haklan kullanmağa salahiyetten olan kimse iktisaba da, iltizama da ehildir. Şeklindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmeyi borç (yükümlülük)altına girebilmeyi medeni hakları kullanma ehliyetine bağlamış 10. maddesinde de medeni haklan kullanma ehliyetinin başlıca koşulu olarak temyiz kudretini ve reşit olmayı kabul ederek "müeyyiz olan reşit medeni haklan kullanmağa salahiyettardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü, eylem ve işlem ehliyeti" olarak ta tarif edilen temyiz kudreti aynı yasanın 13. maddesinde yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek (iktidarından) mahrum olmayan her şahıs Kanunun Medenice mümeyyizdir denmek suretiyle tanımlanmış ayrıca, temyiz kudretini ortadan kaldıran önemli sebeplerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki MK'nun 15. maddesinde ifade edildiği üzere temyiz kudreti olmayan bir şahsın geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle muayyen istisnaların dışında yapacağı işlemlere bir sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması, o işlemi geçerli kılmaz (YİBK 11.6.191 Tarih 4/21)
Yukarıda söz edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporlan, hasta müşahede kağıtları, film grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK'nun 286. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mütalaa''sı hakimi bağlamaz ise de; temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hal böyle olunca öncelikle yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, dosyanın kül halinde Adli Tıp kurumu Başkanlığına gönderilerek, murisin akit tarihinde ehliyetsiz olup olmadığının saptanması; ehliyetli olduğunun anlaşılması durumunda muvazaa iddiasının değerlendirilmesi, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken aksine düşüncelerle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 16.05.1999 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için (65.000.000) TL duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 27.06.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy