(2709 S. K. m. 123) (6831 S. K. m. 2) (2924 S. K. m. 3, 5, 15) (442 S. K. Ek. m. 12, 13) (743 S. K. m. 52) (Köy Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği m. 12)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece davanın reddine dair verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Orman Bakanlığı temsilcisi tarafından açılan davada (...6831 sayılı yasanın 2/A.maddesine göre köy yerleşim alanı olarak orman sınırı dışına çıkarılan ve 674 parsel sayısı verilip hazine adına tescil edilen taşınmazın,Bakanlığın bilgisi dışında 442 sayılı yasaya göre ifraza tabi tutulduğunu,borçlandırılmak suretiyle köy tüzel kişiliğince satıldığını,daha sonra davalı kişi namına tapuya kaydedildiğini satış işleminin Anayasal kurallara ve 2924 sayılı yasa hükümleri uygun düşmediğini..) ileri sürmüş,iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur.
Davaya bağımsız hak talebiyle (asli müdahil olarak) katılan hazine temsilcisi de, Orman Bakanlığınca verilen dava dilekçesindeki istek doğrultusunda iptale ve hazine yararına tescile hükmedilmesi gerektiğini bildirmiştir
Mahkemece (...davacı Orman Bakanlığı tarafından açılan davanın sıfat yokluğu, hazine davasının da sabit görülemediği...) gerekçeleriyle reddine karar verilmiştir. Hükmün temyizen incelenmesi, yalnızca Orman Bakanlığını temsilen talep edilmiştir.
Dosyaya ibraz edilen bilgi ve belgelerden, Tokat İli, Erbaa İlçesi, Kale köyündeki yerleşim alanı uygulamasının,3367 sayılı kanuna ve 20.8.1987 tarih 19550 sayılı resmi gazetede yayımlanan Köy Yerleşme Alanı Uygulama Yönetmeliği ne dayanılarak yapıldığı, davaya konu müfrez parseli de kapsayan sahanın,67 nolu orman kadastro komisyonunca 683l sayılı Orman Yasasının 2/A.maddesine göre orman sınırları dışarısına çıkarıldığı, çıkarma işlemine ilişkin 7.11.1990 tarihli tutanağın ilan edilip, 12.3.1991 tarihinde kesinleştirildiği,280875 m2 yüzölçümündeki bu sahanın ham toprak niteliği ve 674 parsel sayısı ile hazine namına tapuya tescil edildiği, borçlandırma süretiyle tapuda köy tüzel kişiliğine devredildiği ve ifraza tabi tutulduğu, 442 sayılı yasa hükümleri uyarınca da değerlendirme ve temlik cetvelleri düzenlenip, kişilere ait müfrez kayıtların oluşturulduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, hazine adına tapuya tescil edilme aşamasına değin yapılan işlem ve uygulamaların; hukuka aykırı olmadığı hususu yanlar arasında tartışmasızdır.
Gerçekten, 683l sayılı Orman Kanununun 3302 sayılı kanun ile değişik 2/A.maddesinde (öncelikle orman içindeki köyler halkının kısmen veya tamamen yerleştirilmesi maksadıyla, orman olarak muhafazasından bilim ve fen bakımından hiçbir yarar görülmeyen, aksine tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerler ile halen orman rejimi içinde bulunan fundalık ve makilerle örtülü yerlerden tarım alanlarına dönüştürülmesinde yarar olduğu tespit edilen yerlerin) orman sınırları dışına çıkartılacağı öngörülmüştür.
Yasa koyucunun, değinilen düzenleme ile ormanın bütünlüğü ve kalıcılığı korunmak şartıyla orman içindeki köyler halkına yeni yerleşim ve geçim olanaklarını yaratmayı amaçladığı açıktır.
Öte yandan, Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi Hakkındaki 2924 sayılı Kanunun 3763 sayılı kanunla değişik 3.maddesinde (Orman kadastro komisyonlarınca orman sınırı dışına çıkarılan yerler Orman Bakanlığı talebi üzerine hazine adına tescil edilir. Bu yerler, bu kanun hükümleri uygulanmak kaydıyla Orman Bakanlığının emrine geçer.) hükmüne yer verilmiş; anılan kanunun 5.maddesinde, ifraz işlemlerinin Tarım ve Orman Bakanlığınca yerine getirileceği belirtilmiş; 15.maddesinde de (Bu kanun hükümlerinin uygulandığı yerlerdeki rayiç bedelin tespiti, belediye ve köy mülki hudutları esas alınarak 5 üyeden meydana gelen bedel takdir komisyonunca yapılır. Bedel takdir komisyonu, Orman Bakanlığının üç ve belediyelerde belediye encümenince; köylerde köy muhtar ve ihtiyar heyetlerince tespit edilen iki kişiden oluşur. Satış işlemleri bu bedeller esas alınarak Orman Bakanlığınca gerçekleştirilir) denilmiştir. Bunun yanı sıra, 3367 sayılı yasa ile 442 sayılı Köy Kanununa eklenen 12.maddede ise (Hazinenin mülkiyetinde olup kamu hizmetine tahsis edilmemiş taşınmaz mallar ile yine köy yerleşim planında konut alanı ve köy ihtiyaçları için ayrılan yerler ve Devletin hüküm ve tasarrufunda bulunan mera, yayla, seyrangah, yol, harman ve panayır yerleri gibi alanların, yerleşim planlarının onayıyla bu vasıflarını kendiliğinden kaybedeceği ve Valiliğin talebi ile resen köy tüzel kişiliği adına tescil olunacağı) hüküm altına alınmıştır.
Yukarda belirtilen yasa hükümlerinin sözlerine (lafzına) sıkı sıkıya bağlı kalındığında; işlemlerin başlangıcının (orman ile ilişkiyi kesme aşamasının) hukuka uygun olarak gerçekleştirilmiş bulunmasına karşın; ifraz ve satış evresinde yasanın aradığı temsilin ve şekli formalitelerin yetkili kılınan merciince yerine getirilmediği; böylece, bir kısım işlemler için hukuka aykırılık durumunun ortaya çıktığı söylenebilir.
Bu bağlamda, Devleti temsil yönünden temel bir kurala açıklık getirilmesinde yarar vardır.
Bilindiği üzere; kamu tüzel kişileri görevlerinden ötürü kamu otoritesini temsil eden tüzel kişiler olup; kanunla yada kanunun verdiği yetkiye dayanılarak idare tasarrufu ile kurulur.(Anayasa Md. 123. MK. 52). Taraf ehliyetine de kamu tüzel kişileri sahiptir. Ne var ki, kamu tüzel kişilerinin başında Devlet vardır. Bakanlıkların Devletten ayrı bir tüzel kişilikleri yoktur. Devletin organı olarak taraf ehliyetine sahiptirler.
Hal böyle olunca, yapılan işlemlerin özü itibariyle hukuka uygun düştüğü ve kamu yararı açısından amacın gerçekleştirildiği ortada iken; şekli içerik taşıyan yasa hükümlerine aykırı davranıldığını söylemek; (oluşan hakkın), şekle feda edilmesi anlamına gelir. Nitekim, hazinece de hükmün temyizen incelenmesi istenilmemiş; yerel mahkemenin kararı benimsenmiştir. Esasen, köy yerleşim alanının tespiti, Vali Yardımcısının başkanlığında MİLLİ emlak müdürünün; bayındırlık ve iskan müdürünün; tarım ve köy işleri bakanlığı il müdürünün; köy hizmetleri müdürünün; kadastro müdürünün ve kale köyü muhtarının bulunduğu bir komisyonca kararlaştırılmıştır. Böylesine geniş kapsamlı bir kurul tarafından Devletin temsil edilmesi suretiyle gerçekleştirilen işleme; Orman Bakanlığının şekli işlem aşamasında (ifraz ve satış aşamalarında) temsil edilmemesinden dolayı geçersizlik sonucunun izafe edilmesi ve köy halkından 84 kişi adına oluşturulmuş müfrez kayıtların yaklaşık beş sene sonra iptalen hazine adına tescilinin istenmesi; Devletin saygınlığını da etkileyebilir. Kaldı ki, yapılan işlemlere başlanırken Niksar Orman İşletme Müdürlüğü haberdar edilmiş; 25.12.1989 tarih 7466 sayılı Müdürlük yazısıyla orman sınırları dışına çıkarma işlemi sonuçlandırılmıştır. Çıkarma işlemine itiraz edilmediği gibi; eldeki davada kamu malına dönüştürme (yeniden orman sınırlarına alınma) isteğinde de bulunulmuş değildir.
Bu itibarla, açıklanan ve mahkeme kararında belirtilen gerekçelerden ötürü davanın reddedilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sonuç: Davacı Orman Bakanlığının temyiz itirazları yerinde değildir, reddiyle usul ve yasaya uygun görülen hükmün ONANMASINA, 14.02.2000 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava konusu taşınmazların bulunduğu yerde 683l sayılı yasanın 2/A, 3302 sayılı yasa ile değişik 2/B maddelerine göre orman kadastrosu yapılarak, 2/A ve 2/B maddelerinin kapsamına giren bölümlerin belirlendiği, nizalı taşınmazın 2/A ile orman sınırları dışına çıkarılan bölümde kaldığı anlaşılmaktadır.
Davacı orman idaresi, 2/A maddesine göre köy yerleşim alanı olarak orman sınırları dışına çıkarılan bu gibi yerlerin Orman Bakanlığının bilgisi dışında, 2924 sayılı yasa gözardı edilerek, olayda uygulama yeri olmayan 442 sayılı Köy Kanununa göre ifraz ve tevzi işlemleri yapıldığını bu durumun Anayasa ve sözü edilen 2924 sayılı yasaya aykırı olduğunu, oysa orman dışına çıkarılan yerlere nakledilen kişilerden boşalan arazilerin devlet ormanı olarak hemen ağaçlandırılmasının Anayasa hükmü olduğunu, tüm bu işlemler dikkate alınmadan köy adına tapu oluşturulup ifraz edilerek kişilere satıldığını ileri sürerek bu tapuların iptalini istemiştir.
Mahkemece, orman dışına çıkarılan yerlerin artık orman sayılamayacağı yasal olarak belirlendiğine göre orman idaresinin dava hak ve sıfatının olmadığına değinerek davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı orman idaresi tarafından temyiz edilmiştir.
Yukarıda kısaca özetlenen bu olayda 2924 sayılı yasanın uygulanması gözardı edilebilir mi Kanaatimize göre edilemez. 17.10.1983 günü yürürlüğe giren ve bazı maddeleri 3763 sayılı yasa ile değiştirilen orman köylülerinin kalkınmalarının desteklenmesi hakkındaki 2924 sayılı yasanın 3.maddesi hazine adına tescil edilecek bu yerlerde bu kanun hükümlerini uygulama yetkisini Orman Bakanlığına vermiştir. Keza, 4.madde iklim ve toprak yapısına en uygun tarım arazisine dönüştürülmek ve yerleşim halinde düzenlenmek üzere Tarım ve Orman Bakanlığının diğer bakanlıklarla koordineli çalışmasını, 5.madde ihya edilecek bu taşınmazların tarımsal işletme tipleri, verim değerleri, yerleşim planları dikkate alınarak en uygun ifraz işleminin Orman Bakanlığınca yapılacağını, 7.madde Orman Bakanlığının izni olmadan bu taşınmazların başkasına devredilemeyeceğini, 15.maddesi ise rayiç bedelin tespitinde komisyondaki beş üyeden üçüncün Orman Bakanlığınca görevlendirileceği ve satış işlemlerinin Orman
Bakanlığınca gerçekleştirileceği açıkça gösterilmiştir. Bu duruma göre, kanunen kendisine bu kadar yetki ve sorumluluk yükletilmiş olan bir kuruluşa dava hak ve sıfatı olmadığından söz edilemez. Orman idaresine bu kadar yetki verilmesinin amacı ormanların korunup geliştirilmesi, özel uzmanlık alanı ve teknik bilgi nedeniyle ifraz ve tevzi işlemlerinin ormana zarar vermeden (en uygun şekilde yapılmasının sağlanmasıdır.)
Öte yandan, olayda davalı tarafı Medeni Kanunun 93l.maddesine göre iyi niyetli saymakta mümkün değildir. İyi niyetli iktisaptan söz edilebilmesi için tapudaki kayda iyiniyetle dayanarak taşınmaz mülkiyetinin kazanılması gerekir. Oysa tapu kaydı 2924 sayılı yasa hükümleri gözardı edilerek yolsuz tescil suretiyle oluşturularak tevzi edilmiştir. Diğer taraftan tevzi işlemlerinin tamamlanmış olması sebebiyle orman idaresinin hakkının bedele dönüşebileceği tapu kayıtlarının iptalinde artık hukuki yarar bulunmadığı düşünülebilirse de, olaya uygun yasanın uygulanması kamu düzeni ile ilgili olup, hukuki yarardan söz etme olanağı da yoktur. Ayrıca 442 sayılı yasanın 3367 sayılı yasa ile değişik 11. maddesinin son fıkrası da kesinleşen köy yerleşim planının uygulanmasını Tarım Orman ve Köy İşleri Bakanlıklarına bırakmıştır. Görüldüğü gibi her iki yasa da uygulama yönünden Orman Bakanlığına geniş yetki tanımıştır. Bu durumda 2924 sayılı yasa dikkate alınmadan, daha sonra başka bir anlatımla 2924 sayılı yasaya göre işlemler bitirilip tamamlandıktan sonra uygulanması gereken 442 sayılı yasaya göre işlem yapılması doğru değildir.
Hal böyle olunca, tapu kayıtlarının iptal edilerek 2/A uygulaması sonucu oluşan ifraz ve tevziden önceki eski hale getirilmesine karar verilmelidir.
Açıklanan sebeplerle kararın bozulması gerektiği görüşündeyim. Bu nedenle sayın çoğunluğun onama ve gerekçesine katılmıyorum. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy