(3116 S. K. m. 1, 43) (6831 S. K. m. 1)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın dayalı vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Ormanlar hakkında Cumhuriyet döneminde ilk olarak kapsamlı düzenleme getiren ve 1.6.1937 tarihinde yürürlüğe giren 3116 Sayılı Orman Kanunun 1. maddesinde ormanın tarifi yapılmakla beraber orman sayılmayan yerler teker, teker belirtilmediğinden makilikler orman sayılmış, o dönemde yapılan sınırlamalarda da maki alanları orman sınırları içerisine alınmıştır. Bu durum 5653 Sayılı Kanunun yürürlük tarihine kadar devam etmiştir. 24.3.1950 tarihinde kabul edilerek 3.4.1950 tarihinde yürürlüğe giren 3116 sayılı Orman Kanunun bazı maddelerinin değiştirilmesine ve bu kanuna bazı maddeler eklenmesine dair söz konusu kanunun birinci maddesinin birinci fıkrasında orman yeniden tanımlanmış, orman sayılmayan yerler ayrı ayrı açıklanmış (e) fıkrasında makiliklerin orman sayılmadığı açıkça belirtilmiş bu fıkranın son bendinde ise 43.maddeye yollamada bulunularak hangi makiliklerin orman olduğu hükme bağlanmıştır. Adı geçen kanun uyarınca makilik ve orman sahalarının birleştiği yerlerde orman sınırlarının tespitine ait yönetmelik çıkarılmış, oluşturulan orman tahdit komisyonları ve maki komisyonları aracılığı ile ormanlar ile artık orman sayılmayan maki alanlarının sınırları tesit edilmiştir. Böylece daha önce orman niteliği ile hazine adına tapuya bağlanan maki alanları yasa gereğince nitelik değiştirerek orman olmaktan çıkmış ve hazinenin özel mülkü haline gelmiş, tapuya bağlanmamış yerler ise Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz durumuna dönüşmüştür. 8.9.1956 tarihinde yürürlüğe giren ve halende yürürlükte bulunan 6831 Sayılı Orman Kanunun l/j. maddesinde belirtilen ayrıcalıklar dışında makiliklerin ve fundalıkların orman sayılmadığı hükmü tekrarlanmıştır. Yukarıda değinilen yönetmelik ve bu yönetmelik uyarınca oluşturulan komisyonların ve yaptıkları işlemlerin yasal dayanaklarının bulunup bulunmadığı, geçerli olup olmadıkları yönünde içtihatlar arasında çıkan uyuşmazlıkta 22.3.1996 tarih 1993/5 esas, 1996/1 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı ile halledilerek komisyonların ve yaptıkları işlemlerin yasal ve geçerli olduğu hükme bağlanmıştır.
Bu durumda 5653 Sayılı Kanun ile orman niteliğini kaybeden ve ilgili komisyonlarca sınırları belirtilip haritaya bağlanan 3.4.1950 tarihinden bu yana da adı geçen yasa maddelerinde sayılan ayrıcalıklar dışında hiçbir surette orman sayılmayan böylece Devletin hüküm ve tasar rufu altındaki taşınmaz konumuna gelen tapusuz maki alanlarının imar ihya yoluyla özel mülke konu olabileceğinin kabulü gerekir.
Öte yandan orman olmayan bir yer hakkında orman dışına çıkarma işlemi yapılamayacağı da kuşkusuzdur. Bu itibarla daha önce ilgili komisyonlarca makilik olarak belirlenen ve orman sayılmayan taşınmazlar için sonraki tarihlerde orman dışarısına çıkarma yönünde yapılan işlemler geçersiz olup, bunlara değer verilemez ve hiçbir hukuki sonuç bağlanamaz. Somut olaya gelince; çekişmeli taşınmazın 3116 Sayılı Kanuna göre 1942 yılında yapılan orman tahdidiyle Devlet Ormanı sınırları içerisine alındığı, l976 yılında 1744 Sayılı Yasaya göre yapılan tahditte ise bu yerin orman vasfı kalmadığından hazine adına orman rejimi dışına çıkartıldığı 1990 yılında yapılan arazi kadastrosunda dayalı adına tespit edildiği anlaşılmaktadır. Ayrıca maki tefrik komisyonunca yapılan harita ve kroki uygulanmamış, kişi yararına imar ihya yoluyla mülk edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği kesin olarak saptanmamıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, çekişmeli taşınmazın bulunduğu yere ilişkin maki komisyonlarınca yapılan tespit işlerine dair tüm evrak ve haritaların getirtilmesi, hazine adına tapuya bağlanıp bağlanmadığının araştırılması bundan sonra yöreyi iyi bilen yerel bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması, harita ve krokilerin tapu fen memuru veya harita mühendislerinden oluşan üç uzman bilirkişi vasıtası ile uygulanması, uzman bilirkişilerden uygulamayı tam olarak yansıtan infaza elverişli ölçekli kroki ve kapsamlı rapor alınması ayrıca maki harita ve krokilerinin uygulandığı emsal dosyalardaki rapor, kroki ve bilgilerden yararlanılması ve dava konusu taşınmazın maki alanı olarak belirlendiğinin ve koruma makiliği olmadığının tespiti halinde belirleme tarihinden itibaren kişi yararına imar ihya yoluyla mülk edinme koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin kesin olarak saptanması ve sonucuna göre hüküm kurulması taşınmaz maki alanı olarak belirlenmeyipte orman sınırlaması içerisinde iken 1744 Sayılı Yasa uyarınca orman dışına çıkarıldığı takdirde yirmi yıllık zilyetlik süresi olmadığından davanın kabulü cihetine gidilmesi gerekirken noksan soruşturma ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları bu nedenlerle yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK' nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 26.06.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy