(743 S. K. m. 9, 10, 13, 15) (1086 S. K. m. 286)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun "medeni hakları kullanmaya selahiyattar olan kimse iktisabada, iltizamada ehildir" şeklindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmeyi borç (yükümlülük) altına girebilmeyi medeni hakları kullanma ehliyetine bağlamış 10. maddesinde de medeni hakları kullanma ehliyetinin başlıca koşulu olarak temyiz kudretini ve reşit olmayı kabul ederek "mümeyyiz olan reşit, medeni hakları kullanmaya selahiyattardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü, eylem ve işlem ehliyeti" olarak da tarif edilen temyiz kudredi aynı yasanın 13. maddesinde" yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek (iktidarından) mahrum olmayan her şahıs kanunu medenice mümeyyizdir" denmek suretiyle tanımlanmış ayrıca, temyiz kudretini ortadan kaldıran önemli sebeplerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, M.K.'nin 15. maddesinde ifade edildiği üzere temyiz kudreti olmayan bir şahsın geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle muayyen istisnaların dışında yapacağı işlemlere bir sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması, o işlemi geçerli kılmaz (Y.İ.B.K. 11.6.1941 tarih 4/21).
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibarıyla ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanılardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kâğıtları, filim grafiklerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK'nun 286. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mutalaası" hakimi bağlamaz ise de; temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele temyiz kudretinin nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 359/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olayda, dava davacıdan alınan vekaletnameye dayanılarak açılmış ve vekili aracılığıyla yürütülerek sonuca bağlanmış, hüküm tebligat yakasına uygun olarak vekile tebliğ edilmiştir. Ne var ki, vekilin temyiz dilekçesi vermesine karşın davacı asıl temyiz yasal süresi içerisinde 30.5.2000 tarihli dilekçeyi vermiş temyiz isteğinden vazgeçtiğini bildirmiştir.
Ancak mahkemece, duyulan kuşku ve lüzum üzerine davacı Adli Tabibliğe re'sen sevk edilmiş ve adli tabiblikçe verilen 30.5.2000 tarihli raporda "...hukuki ehliyetine haiz olmayıp menfaatini gözetmeyeceği..." vurgulanmış hukuki ehliyetin yokluğuna değinilmiştir.
Hemen belirtmek gerekir ki, bu olgunun (hukuki ehliyetinin) dava açılmadan önce ve özellikle vekaletnamenin vekile verildiği tarih itibarıyla yokluğunun kesin bir biçimde saptanması halinde, aktif dava ehliyetinin değerlendirilmesi gerekeceği, kuşkusuzdur. Diğer bir deyişle vekaletin açılan davanın denlinme olanağı kazanamayacağı tabidir. Hal böyle olunca, dosyanın Adli Tıp Kurumu'na gönderilerek davacının hukuki ehliyete sahip olup olmadığının kesin bir biçimde saptanması bu ehliyetsizliğin saptanması halinde bu durumun hangi tarihten itibaren ortaya çıktığının açıklığa kavuşturulması, temlik tarihi olan 11.6.1991 tarih ve vekaletin verildiği 13.1.1999 tarihlere de ehliyetsizliğin yansıyıp yansımadığı yolunda kurumdan ayrıntılı rapor alınması ve yukarıda değinilen usuli ilkelerin gözetilmesi zorunludur.
Davacı vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün yalnızca belirtilen nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 28.6.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy