(743 S. K. m. 9, 10, 13, 359)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava dilekçesi içeriğinden, davada "muris muvazaası" hukuksal nedenine dayanıldığı anlaşılmakta ise de, sonradan murisin ehliyetsiz olduğu da ileri sürülmüş; bir başka ceza dosya örneği ve o dosyadaki rapor ibraz edilmiştir. Esasen, maddi vakıaları bildirmek taraflara, hukuki sebebi (olaya uygulanacak kanun hükmünü bulup uygulamak; hakime aittir. Davacı hukuki sebebi bildirmek yükümlülüğünde dahi değildir. Bunun yanı sıra ehliyetsizlik iddiası kamu düzeni ile bağlantılı olup, resen de dikkate alınacak bir nitelik taşır.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun "medeni hakları kullanmağa selahiyattar olan kimse iktisaba da, iltizama da ehildir" şeklindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmeyi borç (yükümlülük) altına girebilmeyi medeni hakları kullanma ehliyetine bağlamış 10. maddesinde de medeni hakları kullanma ehliyetinin başlıca koşulu olarak temyiz kudretini ve reşit olmayı kabul ederek "mümeyyiz olan reşit, Medeni hakları kullanmağa selahiyattardır" hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü, eylem ve işlem ehliyeti" olarakda tarif edilen temyiz kudreti aynı yasanın 13. maddesinde" yaşının küçüklüğü sebebiyle yahut akıl hastalığı veya akıl zayıflığı veya sarhoşluk ve bunlara benzer sebeplerden biriyle makul surette hareket etmek (ikdidarından) mahrum olmayan her şahıs Kanunu Medenice mümeyyizdir" denmek suretiyle tanımlanmış ayrıca, temyiz kudretini ortadan kaldıran önemli sebeplerden bazılarına değiniliştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, M.K.'nun 15. maddesin de ifade edildiği üzere temyiz kudreti olmayan bir şahsın geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle muayyen istisnaların dışında yapacağı işlemlere bir sonuç bağlanamıyacağından karşı tarafın iyi niyetli olması, o işlemi geçerli kılmaz (Y.İ.B.K. 11.6.1941 Tarih 4/21).
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK'nun 286. maddesinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mutalaası" hakimi bağlamaz isede; temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele temyiz kudretinin nisbi bir kavram olması kişiye eğlem ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 359/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Hal böyle olunca, öncelikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmak suretiyle, miras bırakanın temliki işlemi gerçekleştirdiği tarihte hukuki ehliyetinin olup olmadığının saptanması, alınacak rapor sonucu ehliyetsiz olduğunun anlaşılması halinde davanın kabul edilmesi; aksi halde (hukuki ehliyetinin varlığı anlaşılması durumunda) muvazaa iddiası yönünden delillerin sağlıklı bir biçimde değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (BOZULMASINA), 20.9.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy