(818 S. K. m. 18, 213) (743 S. K.m. 634) (2644 S. K. m. 26) (YİBK 01.04.1974.T 1974/1 E. 1974/2 K)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 26.9.2000 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Av. Yusuf Kaya geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Av. gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Borçlar Yasasının 18.maddesinden kaynaklanan muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı pay oranında tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tesbiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; yanların ortak miras bırakanı Ahmet'in 06.01.1982 tarihinde oğlu Hasan'ı vekil atadığı, vekilin de 08.12.1982 tarihinde resmi sözleşmeyle dava konusu 168 parsel sayılı taşınmazı karısı Fatma'ya 800.000 TL. bedelle temlik ettiği sabittir. Bilirkişi, akit tarihindeki gerçek bedelin 787.000 TL. sı olduğunu rapor etmiştir. Bu durumda taşınmazın gerçek bedelden daha fazla değerle davalıya satıldığı anlaşılmaktadır. Öte yandan, davacı tanıklarının taşınmazın muvazaalı temlik edildiğine ilişkin bir beyanları yoktur. Tanıklar sadece vekilin kendi karısına çekişmeli yeri sattığını ve bedelinin ödenmediğini, murisin şikayet yollu beyanlarından duyduklarını söylemişlerdir. Toplanan tüm kanıtlar, saptanan olgular ve değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılınca, temlikin muvazaalı olduğunu kabul etme olanağı yoktur. Taşınmazın bedelinin vekil tarafından miras bırakana ödenmemesi halinde vekil aleyhine alacak davası açma yoluna başvurulabilir.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, maddi olay ve kanıtların yanlış değerlendirilmesi sonucunda kabul kararı verilmesi isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren Av. ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 TL. duruşma Av. parasının temyiz edilenden alınmasına ve peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 26.09.2000 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy