(743 S. K. m. 645) (3402 S. K. m. 20)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, tapulu taşınmazın taksime tabi tutulduğunu, taksimde kendisine isabet eden bölümlerde davalıların hak iddia ettiklerini ileriye sürüp, elatmanın önlenmesi isteğinde bulunmuştur.
Davalılar, kendilerinin de paydaş olduklarını, taksim yapılmadığını savunmuşlar, mahkemece taksim yapıldığı gerekçesiyle fen bilirkişi krokisinde A-B-C ile gösterilen bölümler yönünden davanın kabulüne karar verilmiştir.
Ancak, yanlar arasındaki uyuşmazlığı sona erdirecek ve hüküm kuracak nitelikte bir soruşturma ve uygulama yapıldığından söz etme olanağı yoktur.
Şöyleki; davada dayanılan 1970/41 nolu tapu malikleri İzzet ve Hamza olup, davacının Hamza mirasçısı aynı zamanda Hamza'nın tereke mümessili olduğu tartışmasızdır.
Davalıların da l/20 pay sahibi Ahmet mirasçıları oldukları söylendiği halde buna ilişkin mirasçılık belgesi ibraz edilmiş değildir.
Öte yandan; Harita ve krokisi bulunan tapu kayıtlarına Medeni Kanunun 645, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20.maddesi uyarınca kapsam belirleneceği kuşkusuzdur. Ancak böyle bir böyle bir harita ve kroki yoksa veya uygulanabilir nitelik taşımıyorsa öncelikle tapu kaydının ilk tesisinden itibaren tüm gittileri ile birlikte Tapu Sicil Müdürlüğünden istenilmesi, gitti kayıtlarının yüzölçümlerinde veya sınırlarında bir değişiklik varsa dayandığı belgelerin incelenip, doğru ve yasal bir nedenin bulunup bulunmadığının araştırılması, doğru esasa dayanmıyorsa, ilk tesisindeki sınırlara itibar edilmesi, ayrıca uygulamada yararlanmak üzere varsa komşu taşınmaz kayıtlarının getirtilmesi, böylece yanların dayandığı, usulüne uygun olarak çıkarılmış tüm belgeler toplandıktan, dosya öteki yönlerden de keşfe hazır hale geldikten sonra yöreyi iyi bilen yaşlı ve yansız yerel bilirkişi veya bilirkişiler aracılığı ile uygulama yapılması, kayıtlardaki her sınır yerel bilirkişi veya bilirkişilerden sorulup arazi üzerinde tespit edilmesi; gerektiğinde sınırlar hakkında açıklayıcı doyurucu bilgiler alınması, bilinmeyen sınırlar yönünden taraflara tanık dinletme olanağının sağlanması, komşu taşınmaz kayıtlarının da aynı şekilde uygulanarak yerel bilirkişi ve tanık sözlerinin denetlenmesi gerekir. Öte yandan sınırlar değişebilir nitelikte ise veya tam olarak kapanmayıp açık yönler kalıyorsa, kayda değişmez sınırlarla bağlantı kesilmemek suretiyle miktarına göre kapsam belirlenmesi, ayrıca tapu fen memuru veya mühendisi sıfat ve yeteneğini taşıyan uzman bilirkişi veya bilirkişilerden keşifte saptanan bilgi ve bulgulara uygun ve uygulamayı tam olarak yansıtan, infaza elverişli rapor ve kroki alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, öncelikle davalılar ile tapu maliklerinin irs ilişkisinin sağlanması, yerinde yeniden keşif yapılarak tapu kaydının yukarıdaki ilkeler uyarınca uygulanması, tapu kaydında okunan ırmak sınırının tesis tarihindeki yerinin saptanması, taksimin tüm paydaşların katılması ile mi, yoksa paydaş Hamza'nın mirasçıları arasında mı yapıldığının duraksamaya yer vermeyecek biçimde açıklığa kavuşturulması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 19.11.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy