(2942 S. K. m. 10) (2644 S. K. m. 26) (4721 S. K. m. 634) (6098 S. K. m. 213)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle dosya incelendi, gereği görüşüldü:
Davacılar, miras bırakanları H.'in 5.1.1965 tarihli vasiyetnameyle 6159 parsel sayılı taşınmazı oğlu E. ve torunu F.'ye bağışladığını, bununla ilgili tenkis davası açtıklarını, aynı taşınmazdaki bir kısım payı 6.8.1984 tarihinde satış biçiminde davalı torununa muvazaalı olarak temlik ettiğini ileri sürüp payları oranında iptal ve tescilini istemişlerdir.
Karar: Bilindiği üzere; Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 1-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26 ncı maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeniyle geçersizliğinin tesbitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini
Ayrıca davacıların tenkis davası açtıkları da anlaşılmaktadır. Nitekim 22.5.1987 tarih, 1986/4 esas, 87/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında tenkis isteğinin muvazaa davasında kademeli olarak ileri sürülebileceği gibi, ayrı dava ile de istenebileceği de öngörülmüştür.
Dosya içeriği ve özellikle tanık beyanlarından, miras bırakanın oğlu E. ile (davalının babası) kaldığı, davalının alım gücünün bulunmadığı, murisin dava konusu payı aslında bağışladığını, kızlarına mal bırakmayacağını ifade ettiği, satış sırasında gösterilen bedel gerçek değer arasında açık ve aşırı fark bulunduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca vasiyet ettiği malı, vasiyet lehdarına satması için geçerli ve inandırıcı bir neden gösterilmemiştir.
Belirlenen olgular, toplanan deliller yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, murisin muvazaalı temlik yaptığı sonucuna varılmaktadır.
Sonuç: Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428 inci maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 26.11.2001 tarihinde oybirliği ile, karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy