(4721 S. K. m. 683, 684) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10) (1086 S. K. m. 428)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, kal davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın reddine, arsa bedeli karşılığı taşınmazın davalı adına tesciline dair verilen karar davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 15.1.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat Muharrem Çetinbudaklar geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, davalının hiçbir hakka ve hukuki sebebe dayanmaksızın 7 sayılı imar parseline ev inşa etmek suretiyle tecavüz ettiğini ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım istemiştir. Davalı, imar öncesi çekişmeli taşınmazda paydaş olduğunu payı nedeniyle üzerine ev yaptığını, imar uygulaması ile evinin bulunduğu yerin davacı üzerine 7 parsel olarak yazıldığını, iyi niyetli olduğunu savunarak, temliken tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece, davalı adına tescil şartlarının oluştuğundan söz edilerek elatmanın önlenmesi ve yıkım davasının reddine, davalı tarafça arsa bedeli olan 2.420.000.000 TL.'nin davacıya ödenmesi veya bedelinin dosyaya yatırılması halinde iptal ve davalı adına tescile karar verilmiştir.
Ne var ki, kurulan hükmün yasal olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Özellikle, özel yasa hükümlerinin getirdiği düzenlemeler karşısında Medeni Kanunun genel hükümlerine dayanarak temliken tescile gidilmesi doğru değildir.
Bilindiği üzere, Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 4.12.2001 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 250.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 15.01.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy