(4721 S. K. m. 683, 729, 737)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü
KARAR
Davacı davalının kendisine ait 2 parsel sayılı taşınmaza haksız el attığını ayrıca taşınmazı içerisine diktiği ağaçların taşınmazına zarar verdiğini belirterek el atmanın önlenmesini istemiştir. Mahkemece Medeni Kanunun 683. maddesine göre açılan davanın reddine; komşuluk hukukundan kaynaklanan Medeni Kanunun 729. maddesine dayalı dava nedeniyle ağaçların kal'ine karar verilmiştir. Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre Medeni Kanunun 683. maddesine göre açılan davanın reddi doğrudur. Ne varki, komşuluk hukukundan kaynaklanan istek hakkında hükme yeterli araştırma yapılmamıştır.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde " bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir" hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; Ziraatçi bilirkişi raporu davacının ağaçlar nedeniyle bir zararının bulunup bulunmadığını ve bunun önlenmesi için ne gibi tedbirlerin alınması gerektiğini raporunda açıklamamıştır. Söz konusu yetersiz bilirkişi raporu hükme dayanak yapılamaz.
Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde keşif yapılıp uzman bilirkişiden rapor alınması, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna esas alınmak suretiyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428 maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 14.1.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy