(4721 S. K. m. 647, 706) (743 S. K. m. 587, 634) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26) (YİBK 1974/1E 1974/2K 01.04.1974)
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan tapu iptali tescil davasının yapılan yargılamasında Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar vekili tarafından temyizi üzerine dosya incelendi,gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava,B.Y'nın 18.maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali tescil isteğine ilişkindir.
Uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekirki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı,miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,davalı yanın alış güçünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kasdının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olaya gelince; yanların miras bırakanları annenin 1977, babanın 1999 yılında öldükleri, çekişmeli 10554-14626 sayılı parseller anneye,5420-5497-9095-10204 nolu parseller babaya aitken, 1995 ve 1996 yıllarında satış suretiyle davalılara temlik edildiği kayden sabittir.
Davalılar, miras bırakanlarının davacı ya da 4690-5821 nolu parsellerle başkaca da taşınmazlar verdiklerini, o taşınmazlar için 1997/97 sayılı dava açtıklarını savunmuşlar,mahkemece yeterli inceleme yapılmaksızın, bedeller arasında fahiş fark olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere salt bedeller arasındaki fahiş fark muvazaanın varlığına yeterli delil sayılamaz. Temlikin mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapıldığının satışın değil bağışın amaçlandığının kanıtlanması gerekir.
Hal böyle olunca yukarıdaki ilkeler uyarınca bir inceleme yapılması, yanların bildirecekleri tüm delillerin toplanması,davalılar tarafından açıldığı bildirilen 1997/97 sayılı dava üzerinde durulması gerektiğinde davaların birleştirilmesinin düşünülmesi tüm deliller birlikte değerlendirilerek mal kaçırmak amacıyla mı yoksa paylaştırma amacıyla mı hareket edildiğinin açıklığa kavuşturulması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken,noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalıların temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 19.2.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy