(4721 S. K. m. 706) (818 S. K. m. 18, 213) (2644 S. K. m. 26) (YİBK 01.04.1974 1974/1 E 1974/2 K)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece 70 nolu parsel hakkındaki davanın, temlikin gerçek satış olduğu gerekçesiyle reddine, 25-631 nolu parseller hakkındaki davanın kabulüne, 20 nolu parsel yönünden de bedele hükmedilmiştir.
Davacı vekili 12.6.2001 günlü keşifte 20 nolu parsel yönünden payı oranında bedel isteğinde bulunmuş, bu isteği de karşılanmıştır. Bu nedenle davacının 20 nolu parsele yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddine.
70 nolu parsele ilişkin temyiz itirazlarına gelince, uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini istiyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmıyacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Tarafların 1999 yılında ölen miras bırakanın çocukları oldukları, çekişmeli 70 nolu parselin tümü ile 631-20 ve 25 nolu parsellerin 1/5 'er paylarının 20.6.1991 tarihinde davalıya satış suretiyle temlik edildiği dosya içindeki tapu kaydından anlaşılmaktadır.
Ne var ki, yapılan inceleme hüküm kurmaya yeterli olmadığı gibi, resmi akit tabloları da getirtilmiş değildir. Gerçekten tüm taşınmazlar aynı akit tablosu ile temlik edilmiş ise, bir parsel yönünden muvazaa yok denmesi diğeri yönünden muvazaanın varlığının kabul edilmesi, murisin iradesine ve akdin bütünlüğüne ters düşeceği kuşkusuzdur.
Sonuç: Hal böyle olunca, öncelikle resmi akit tablolarının getirtilmesi, yukarıdaki ilkeler uyarınca bir araştırma yapılması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir hüküm kurulması gerekirken, noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir. Davacının 70 nolu parsele yönelik temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.1.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy