(1086 S. K. m. 237) (743 S. K. m. 683, 737)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacılar, davalılar ile çap komşusu olduklarını, davalıların İmar Yasasına aykırı biçimde tam sınıra yaptıkları binanın kendilerine bakan yönüne kapı ve pencere açtıklarını, işlettikleri meyhanenin havalandırmasını evlerine yönelttiklerini, sürekli pis koku ve gürültü olduğunu ileriye sürüp, kapı ve pencerelerin kapatılmasını, işletilen meyhane nedeniyle gürültü ve pis kokunun men edilmesini, davalıların kaçak inşaatlarının yıkımı sırasında parsellerine dökülen molozların temizlenmesini istemişler, bilahare molozların temizlenmesi isteğini atiye terketmişlerdir.
Davalılar, daha önce aynı nedenle açılan davanın redle sonuçlandığını savunup, davanın reddini istemişlerdir.
Mahkemece, davacıların miras bırakanı tarafından davalı Nuran aleyhine açılıp reddedilen 1996/17-1997/1111 sayılı dava nedeniyle kesin hükümden davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere HUMY.nun 237. maddesi gereğince yeni açılan bir davaya karşı o davanın daha önce kesin hükme bağlanmış olduğunu söyleyebilmek için birinci dava ile ikinci davanın konularının dava nedenlerinin ve taraflarının aynı olması gerekir. Öte yandan elatmanın önlenmesi haksız eylem olduğundan devam ettiği sürece ve her zaman dava açılabilir.Kesin hüküm ancak hüküm anındaki durumu tespit eden hükümden sonraki döneme etkili değildir.Bu nedenle yeni oluşan vakıalara dayanılarak açılan ikinci dava birinci davadaki kesin hükme aykırı düşmez davanın dinlenmesi gerekir.
Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde " bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir" hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insalcıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; yukarıdaki ilkeleri kapsar biçimde bir inceleme yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca;yukarıdaki ilkeler uyarınca bir soruşturma yapılması ve varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir.kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 18.2.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy