(2981 S. K. m. 10) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (743 S. K. m. 619)
Dava: Davacı tarafında, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, ecrimisil, yıkım davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne (kısmen) dair verilen kararın davalılar tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, kayden maliki bulunduğu 4 parsel sayılı taşınmaza elatmanın önlenmesi ve üzerindeki yapı ve ağaçların yıkılıp sökülmesini istemiştir.
Gerçekten ağaçların ve yapıların 1981 yılında düzenlenen imar planından sonra dikildiği ve inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ne var ki, davacıya ait imar parsel kaydını oluşturan parselasyon (şuyulandırma) işleminin 1998 yılında gerçekleştiği sonucuna varılmaktadır.
Öyleyse uyuşmazlığın çözümünde 1981 yılındaki planın değil 3194 sayılı yasanın 18. maddesinin öngördüğü 1998 yılındaki parselasyon uygulamasının dikkate alınması zorunludur.
Bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 619. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilke ve olgular gözetilerek bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı gerekçeyle yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Ayrıca, davacının taşınmazı edinme tarihinden sonraki dönem için ecrimisil ile sorumlu tutulabileceğinin gözetilmemesi de doğru değildir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 28.02.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy