(818 S. K. m. 24, 25, 26) (743 S. K. m. 2, 931)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Karar: Davacılar miras bırakan Mazlume'nin hata ve hile sonucu dava konusu 22 parsel sayılı taşınmazı 6.12.1982 tarihinde, kayıtsız şartsız bağış biçiminde oğlu Fahrettin'e temlik ettiğini, murisin okuma yazma bilmediğini ileri sürerek, pay oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Birleştirilen davada aynı davacılar, davalı Fahrettin'in diğer davalı H. Aliye yaptığı temlikin muvazaalı olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Mahkemece mirasta iade davalarında gerekli olan malın iadeye tabi mallardan bulunduğu konusunda yazılı delil ibraz edilemediğinden ... iade davasının reddine.
Birleşen davada ise ispatlanamayan diğer dava ile ilgili olarak aynı konuda muvazaa iddiasında bulunamayacağından reddine şeklinde hüküm kurulmuştur.
Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanununda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf, yönünden (Subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının isbatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri istiyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi B.K.nun 25.ve M.K. nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, B.K.nun 26. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmiyor veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müsbet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde, sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi defi veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca hatanın varlığı her türlü delille isbat edilebilir. Somut olaya gelince;
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırma inceleme ve değerlendirme yapılması hata ya da hilenin kanıtlanması durumunda; davalı H.Ali'nin ikinci el olduğu gözetilerek Medeni Kanunun 931. maddesinin koruyuculuğu altında bulunup bulunmadığının, diğer bir deyişle ilk temlikin hata veya hile ile illetli olduğunu bilen yahut bilmesi gereken konumunda olup olmadığının saptanması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hata ve hile iddiası yönünde yeterli araştırma yapılmaksızın yazılı biçimde hüküm kurulması isabetsizdir. Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 25.03.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy