(743 S. K. m. 901, 902, 931, 932) (YİBK 08.11.1991 T. 1990/4 E. 1991/ 3 K.)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine açılan tapu iptali, tescil davasının yapılan yargılamasında Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalılar tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle duruşma günü olarak saptanan 17.4.2001 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden T.Garanti Bankası vekili Avukat Metin Dede ve Nurkan Bağcılar ile Rengin Özgüner geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz edenler ve vekilleri ile temyiz edilen vekili avukat gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekil ve asillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare dosya incelenerek gereği düşünüldü;
Karar: Davacı,88 parsel sayılı taşınmazdaki A-Blok 5-6 nolu dükkanlar ile B-bloktaki 6-7 ve 37 nolu bağımsız bölümleri 14.3.1993 tarihinde ipotekle yükümlü olarak satın aldığını, taşınmazların Şişli 1 İcra Müdürlüğünün 92/976 talimat dosyasından hiçbir tebligat yapılmadan 17.5.1994 tarihinde değerinin çok altında bir bedelle davalılardan Nurkan Bağcılar ile Türkiye Garanti Bankası A.Ş'ye ihaleden satıldığını, ancak ihalenin icra-tetkik merci hakimliğinin 1995/975 esas 1996/112 karar sayılı ilamı ile feshedildiğini ancak taşınmazların diğer davalılara muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek iptal ve tescil istemiştir.
Bilindiği üzere Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 901 ve 902, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 931.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir. Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K. nun 931. maddesinde aynen tapu sicilindeki kayda hüsnüniyetle istinat ederek mülkiyet veya diğer bir ayni hakkı iktisap eden kişinin bu iktisabı muteber olur şeklinde yer almış aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğinde bulunan 932.maddede başka bir ifade ile tekrarlanmıştır. Söz konusu maddeye göre tapu sicilinde ismi geçen kişinin gerçek hak sahibi olduğuna inanan veya kendinden beklenen tüm özeni göstermesine rağmen gerçek malik olmadığını, tapu sicilinde yolsuzluk bulunduğunu bilmesi imkansız olan kişinin iktisabı geçerlidir.
Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle kötü niyet iddiasının defi değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih 1990/4 esas 1991/13 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda ise; davacının 88 parsel sayılı taşınmazdaki A-Blok 5-6 B blok 6-7-37 nolu bağımsız bölümleri Garanti Bankasına ipotekle yükümlü olarak aldığı daha sonra bu taşınmazların ipotek borcundan dolayı ihale ile 14.6.1994 tarihinde B-blok 6 nolu bağımsız bölümün Nurkan Bağcılarla diğerlerinin ise aynı tarihte garanti bankası A.Ş ye temlik edildiği davacının 30.3.1995 tarihinde ihalenin feshi davası açtığı 12. Hukuk Dairesinin kesin bozmasından sonra, ihalenin feshine (15.2.1967) karar verildiği bu kararın temyiz edilmeksizin 7.2.1997 tarihinde kesinleştiği, öte yandan Nurkan'ın aldığı B-Blok 6 nolu B bölümün 26.12.1995 tarihinde Rengin Özgüner'le öteki taşınmazlardan 37 nolu bağımsız bölümün Garanti Bankası A.Ş. tarafından 13.1.1995 311.400.000 liraya Şensel Zırhlı'ya A blok 5-6 ve Blok 7 nolu B bölümün 8.8.1995 tarihinde toplam 689.232.000 liraya ½ şer Ahmet Demirbilek ve İbrahim Elmas'a satıldığı sabittir. Esasen bu yönde bir uyuşmazlıkta yoktur.
Davalılar Nurkan ve Garanti Bankası A.Ş. ye yapılan satışlara dayanak ihale fesh edildiğine göre oluşan tapuların hukuki dayanaktan yoksun yolsuz tescil durumuna düştükleri açıktır. Ne var ki, 2. el durumunda olan Rengin Şensel, Ahmet ve İbrahim'in iyi niyetli olup olmadıklarının araştırılmasında zorunluluk vardır. Daha açık bir anlatımla adı geçen davalıların ihalenin feshi davasından haberdar olup olmadıklarının açıklığa kavuşturulması gerekir. Ne var ki mahkemece bu yönde yeterli araştırma yapılmış değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca, taraflardan bu yöndeki delillerin sorulması, tanık listesi istenmesi dinlenecek tanıkların yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bilgilerin alınması 2.el durumundaki davalıların iyi niyetli bulunup bulunmadıklarının açıklığa kavuşturulması ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davalıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekilleri için 65.000.000 lira duruşma Avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 18.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy