(4721 S. K. m. 2, 640, 676, 677, 688,701, 702, 703) (743 S. K. m. 2, 581, 611, 612, 623, 629, 630, 631) (3402 S. K. m. 15)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davacı tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini herzaman istiyebilir. Hatta iştirak halinde mülkiyette dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan paydaş aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 634, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz.
Ne varki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, " akte vefa" kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir.Aksi halde, pekçok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
Ayrıca, iştirak halinde mülkiyet, yasa veya yasada belirtilen sözleşmeler uyarınca aralarında ortaklık bağı bulunan kişilerin, bu ortaklık nedeniyle bir mala veya hakka birlikte malik olma durumudur.
M.K.nun 629-63l. maddelerinde düzenlenen bu tür mülkiyetin ( ortaklığın ) tüzel kişiliği olmadığı gibi eşya üzerinde ortaklardan herbirinin doğrudan doğruya bir hakkı da yoktur. Mülkiyet bir bütün olarak ortaklardan tümüne aittir. Başka bir anlatımla ortaklık tasfiye oluncaya kadar ortaklardan birinin ayrı mal veya hak sahipliği bulunmayıp, hak sahibi ortaklıktır. Değinilen mülkiyet türünde malikler mülkiyet payları ayrılmadığından paydaş değil, ortaktır. Bu kural, M.K.nun 629. maddesinde "... ortaklardan herbirinin hakkının o eşya bütününe yaygın olacağı.." biçiminde açıklanmıştır. İştirak halinde mülkiyetin bu özelliği itibariyle ortaklar arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmaktadır. Şayet yasa veya iştirak halinde mülkiyeti oluşturan anlaşmada ortaklık adına hareket etme yetkisinin kime ait olacağı belirtilmemişse, ortaklığın tasfiyesini isteme hakkı dışındaki tüm işlemlerde ortakların (iştirakçilerin) oybirliği ile karar almaları ve birlikte hareket etmeleri zorunluluğu vardır.
Somut olayda çekişmeli yerin, taşınmazın paydaşlarından olan Kiraz'ın mirasçılarından (iştirakçilerinden) Mehmet B. tarafından iştirak payına bağlantı kurularak davalıya haricen satıldığı anlaşılmaktadır. Ne var ki, yukarıda değinilen fiili kullanma biçimine ilişkin ilkeler ve iştirak halindeki mülkiyeti düzenleyen yasal kurallar dikkate alındığında değinilen nitelikteki satışa değer vermek olanağı yoktur. Hemen belirtmek gerekir ki, tapuda paydaş durumunda olan kişiler, birbirlerine karşı üçüncü kişi konumundadırlar. Bir paydaşın iştirakçisinin diğer paydaşın iştirakçisinden onun iştirak payını satın alması, üçüncü kişi konumuna göre değerlendirilir.Gerek Medeni Kanun, gerekse Kadastro Kanunu hükümleri iştirakçilerin kendi aralarındaki iştirak paylarının birbirlerine devrine yasal olanak sağlamıştır.Bu yasal olanağı yazılı şekle de bağlamıştır.(M.K.nun 611, 612, 3402 sayılı Kadastro Kanunu madde 15). Nitekim bir iştirakçinin üçüncü kişilere yaptığı iştirak payının temliki işlemin geçersizliğinden ötürü dava açma koşulu da birlikte hareket etme ya da tereke adına açılma ilkesine tabi tutulmuştur.( M.K.nun 581 Md.). Yukarda yapılan açıklamalardan ve benimsenen ilke ve olgulardan anlaşılacağı üzere, fiili kullanma biçimini koruyan ve benimseyen Yargıtay'ın kararlılık kazanmış uygulaması; ancak müşterek mülkiyet hükümlerine tabi taşınmazlar içindir.Başka bir anlatımla değinilen kuralın iştirak halinde mülkiyet rejimine tabi taşınmaz hakkında uygulanması mümkün değildir.Öyle ise bir iştirakçinin kendi iştirak payına bağlantı kurarak tapu kaydı kapsamındaki ana taşınmazın belirli ve muayyen bir bölümünü üçüncü kişiye haricen satmasının hukuki sonuç doğurmayacağı dikkate alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddedilmesi isabetsizdir.Davacının temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 29.3.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy