(743 S. K. m. 618, 661) (4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Davacı tarafından, davalılar aleyhine açılan elatmanın önlenmesi, yıkım davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmazdaki mesken'e elatmanın önlenilmesi ve pencerelerin kapatılması isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 618. maddesinde bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 661. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davalının İmar Kanunu uyarınca ortak sınıra kadar mesafe payı bırakarak bina yapmak için ruhsat alınmasına karşın binasını ortak sınıra kadar uzattığı ve davacının damına bakar biçimde pencere açtığı bilirkişi raporu ile sabittir. Ne var ki salt imara aykırılık yönünde davacı idari mercilere ve idari yargıya başvurulabilirse de M.K. nun 661. maddesi anlamında genel mahkemede dava açamaz. Başka bir anlatımla davacının aynı zamanda zarar görmesi şarttır. Öte yandan Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre çok istisnai durumlar hariç pencere açılması nedeni ile zararın doğduğu iddiası kabul edilmemektedir. Davalının penceresi davacının evinin damına baktığına göre salt pencere açılmasının davacıya zarar verdiğinden söz edilemez. Ancak, davalı bu pencereden davacının damına çöp vs. maddeler atmak suretiyle zarar verir ise bu fiilin önlenilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Hal böle olunca; sadece davalının penceresinden davacının çöp vs. maddeler atmak suretiyle zarar verilmesinin önlenilmesine karar verilmesi gerekirken, pencerenin de kapatılmasına karar verilmesi doğru değildir. Davalıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün bu nedenle HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 12.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy