(1086 S. K. m. 288, 292, 293) (818 S. K. m. 248)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının yapılan yargılamasında Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından Duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 1.5.2001 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili avukat Ali K. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili avukat gelmedi yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı kayden maliki olduğu 139 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu bağımsız bölüme elatmanın önlenmesini istemiştir.
Mahkemece davalının uzun yıllardır taşınmazda oturduğu ve kiracı olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten, dosya içeriğinden toplanan delillerden davalı damadın davacı kayınpederinin muvafakatine dayalı olarak çekişmeli yerde oturmaya başladığı taraflarında kabulündedir. Her ne kadar bilgisine başvurulan davacının kızı ve aynı zamanda davalının eşi olan tanığın davacının işlerinin bozulması üzerine taraflar arasında kira sözleşmesi kurulma girişiminden söz etmişse de dosyaya her hangi bir kira sözleşmesi ibraz edilmiş değildir.
Bilindiği üzere Özel yasa hükümleri saklı kalmak koşuluyla, gerek taşınır gerekse taşınmaz mallara ilişkin kira sözleşmelerinin geçerli olması hiçbir biçim koşuluna bağlı değildir. Kira sözleşmeleri yazılı veya sözlü yapılabileceği gibi zımni (üstü kapalı) olarak ta vücuda getirilebilir. Yeter ki taraflar kira sözleşmesinin esaslı unsurlarında anlaşmış olsunlar. Nitekim bu kural 18.3.1942 tarih 37/6 sayılı inançları birleştirme kararında açıkça vurgulanmıştır.
Ne var ki kira ilişkisi bir hukuki fiil (vakıa) değil, bir hakkın doğumuna, değiştirilmesine veya ortadan kaldırılmasına neden olma niteliği itibariyle bir hukuki işlem (muamele) dir.
Bu nedenle, HUMK. nun 288.maddesi uyarınca 1.1.1998 tarihinden itibaren 20.000.000 lirayı aşan (23.6.1996 gün ve 4146 sayılı yasaya göre) sözleşmeler hakkında tanık dinlenilebilmesine olanak yoktur; kira sözleşmesinin varlığı, ancak yazılı delille ispat edilebilir. Hemen belirtilmelidir ki, sözü edilen miktar, yıllık kira tutarına bakılarak belli edilir. Sözlü kira sözleşmesi kurulduğu yolundaki savunmanın, ilgilisine (davalıya ya da davalılara) yemin teklif etme hakkı verebileceği; ayrıca HUMK. nun 292 ve 293.maddelerinde değinilen ayrıcalıklarında gözetilmesinin gerekeceği kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen anlamda bir kira sözleşmesi dosyaya ibraz edilmediği gibi Borçlar Kanunun 248 maddesinde deyimini bulan kiranın esaslı unsurunu teşkil eden bedel ödeme yönünden de belgelendirme işleminin yapılamadığı önceden verilen muvafakatin ise bu davanın açılması ile geri alındığı hususları gözetilerek davanın kabulü gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.5.1999 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 65.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 01.05.2001 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy