(4721 S. K. m. 737) (743 S. K. m. 661)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan meni müdahale davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davalı tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Medeni Kanunun 661. maddesinden kaynaklanan komşuluk hukukuna dayalı elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 618. maddesinde bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 661. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini göz önünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davacılar, davalı inşaatındaki pis su borularının ve projede ışıklık olarak bırakılan boşluğun önünün kapatılmamasının kendilerine zarar verip rahatsız ettiğini ileri sürmüşlerdir. Boruların zarar vermediği anlaşılmış, ancak inşaatın ışıklık kısmının projede tamamen örtülü olarak gösterildiği halde bir kısmının açık bırakılmasının müdahale teşkil edeceğinden bahisle kapatılmasın karar verilmiştir. Ne var ki, salt imara aykırılık idari mercileri ve İdare mahkemesini ilgilendiren bir husus olduğundan kapatma nedeni olarak kabul edilemez. Başka bir anlatımla davacının imara aykırılık dışında komşuluk hukuku yönünden bir zararının bulunduğunun ispat edilmesi zorunludur. Ancak mahkemece bu yönde bir araştırma yapılmış değildir.
Sonuç: Hal böyle olunca; yukarıda değinilen ilkeler ve yerleşmiş Yargıtay içtihatları göz önünde bulundurulmak suretiyle gerekli soruşturma yapılarak sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ve yetersiz bilirkişi raporu ile yetinilerek yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 18.04.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy