(1086 S. K. m. 237)
Dava: Davacı tarafından davalılar aleyhine açılan tapu iptali tescil davasının yapılan yargılamasında Mahkemece davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle duruşma günü olarak saptanan 15.5.2001 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen Kahraman Ç. vekili Avukat B. Tekin geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden vekili ile diğer temyiz edilen vs vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, iş karara bırakıldı bilahare dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Karar: Dava muris muvazaasına dayalı iptal, tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece kesin hükümden ve son el Kahraman'ın iyi niyetli olduğundan bahisle davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere Maddi anlamda kesin hüküm, yargısal (kazai) kararlara tanınan yasal gerçeklik (hakikat) vasfıdır. Bu vasıf yargısal (kazai) kararların gerçeğe (hakikate) uygun olarak verildiğinin kabul edilmesini zorunlu kılar. Kesin hüküm kuralı, haklı ve adil kararların korunması yanında, kişiler arasındaki çekişmelerin sonsuza dek davam etmesini önlemek, toplumun istikrar ve düzenini sağlamak, hukukun ve yargının güvenirliğini korumak amacıylada kabul edilmiştir. Bütün yasal yollar kapandıktan ve verilen hüküm kesinleştikten sonra, aynı davanın tekrar yargı önüne getirilmesi, toplumda sonu gelmeyen çekişmelere, huzursuzluklara, istikrarsızlıklara, kazanılmış hakların her zaman ortadan kaldırılabileceği endişesine neden olur. Çelişkili kararların çıkmasına sebebiyet verir. Bu itibarla, tarafları, mevzuu ve sebebi aynı olan Devletin iştiraki, hakimin tarafsız araştırması ve iradesi ile kurulan, tüm yasal yollardan geçmek suretiyle; diğer bir anlatımla şekli yönüyle de kesinleşen önceki hükmün korunmasında kamunun büyük yararı bulunmaktadır.
Hukukumuzda kamu düzeninden sayılan ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 237.maddesinde düzenlenen kesin hüküm tarafların anlaşmaları ile ortadan kaldırılamadığı gibi, mahkemece kendiliğinden (resen) göz önünde tutulur. Düzenlediği hak ve çıkar ilişkileri yönünden yasal gerçeklik (hakikat) sayıldığından taraflarını bağlar.
Somut olaya gelince; mahkemenin kesin hüküm olarak kabul ettiği Aydın 1.Asliye Hukuk Mahkemesinin 1986/715 esas ve 1989/884 karar sayılı dava miras bırakanın sağlığı sırasında onun ehliyetsiz olduğundan bahisle açılmış, ehliyetli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, ancak davacıların davada sıfatlarının bulunmadığı şeklindeki değişik gerekçeyle ret kararı onanmıştır.
Hemen belirtmek gerekir ki, önceki dava ile eldeki davanın dava sebepleri kesinlikle farklıdır. Her iki davanın dava sebepleri ayrı olduğundan HUMK'nun 237.maddesi uyarınca maddi anlamda bir kesin hükümden söz etme olanağı yoktur.
Öte yandan, dinlenen tanıkların beyanlarından ve toplanan delilerden, miras bırakanın dargın olduğu ilk eşten olma davacı oğlundan mal kaçırmak amacıyla taşınmazı muvazaalı olarak ikinci eşi davalı Kübra'ya temlik ettiği onunda kendi çocukları olan Raşit ve Aziz isimli davalılara devrettiği, bu davalılarında taşınmazı son davalı Kahraman'a geçirdikleri anlaşılmaktadır. Dinlenen tanıklar bu davalının taşınmazı hiç kullanmadığını; taşınmazı davalılar Raşit ve Aziz'in kullandıklarını bildirmişlerdir.
Toplanan tüm deliller ve olayın cereyan tarzı birlikte değerlendirildiğinde tüm temliklerin muvazaalı olduğu; en azından son malikin iyi niyetli olmadığı sonucuna varılmıştır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle reddi yönünde hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 15.05.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy