(743 S. K. m. 4, 648) (YHGK. 20.03.1996 T. 1996/1-40 E. 1996/177 K.)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteğine ilişkindir. Yapılan uygulama ile davalının davacı kooperatifin kayden maliki olduğu taşınmazın bir kısmına haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın yapılanmak suretiyle elattığı saptanmıştır.
Bilindiği üzere; Medeni Kanunun 648/2. maddesinde; (...eğer bina, arsa sahibinin rızası alınmaksızın malzeme sahibi tarafından yapılmış ise, yıkılıp sökülmesi, diğer bir anlatımla kal'i aşırı zararın doğumuna yol açmadıkça arsa sahibi yıkılıp sökülmesini isteyebilir. Yıkım masrafı da malzeme sahibinden alınır) hükmüne yer verilmiştir.
Hemen belirtilmelidir ki, yasada "yıkımda aşırı zarar kavramı"tanımlanmış değildir. Bunun yanı sıra anılan kavram yönünden gerek öğretide gerekse yargısal uygulamada görüş birliği yoktur. Ancak, Medeni Kanunun 648/2. maddesinin uygulanmasında meydana getirilen binanın korunması hususundaki genel yararın gözardı edilemeyeceği kuşkusuzdur. Ne var ki binanın davacı arsa sahibi yönünden de (subjektif olarak) değerlendirilmesi ve hak (yarar) dengesi kurulmak suretiyle adilane bir sonuca gidilmesi gerekir.
Öte yandan, kural olarak kal'in (yıkımın) fahiş zarar doğurup doğurmayacağının takdiri hakime aittir. Hakim, takdir hakkını kullanırken elbette bilirkişinin ya da bilirkişilerin bildirdikleri teknik bilgilerden ve görüşlerinden faydalanacaktır. Ancak, vardıkları sonuç bu yönden (fahiş zarar doğup doğmayacağı yönünden) hakimi bağlamaz. Değinilen ilke uygulamada kararlı bir şekilde ifade edilmiş ve benimsenmiş bulunmaktadır. (HGK. 20.3.1996 tarih, 1996/1-40 esas, 1996/177 karar, 24.4.1996 tarih, 1996/1-154).
Somut olaya konu yapıların yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde yıkımlarının aşırı zarar doğuracağını söyleyebilme olanağı yoktur. Hal böyle olunca, elatmanın önlenilmesi ve yıkımakarar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken asgari levazım bedelinden davacı kayıt malikinin sorumlu tutulması isabetsizdir. Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 9.5.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy