(6831 S. K. m. 2)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece davanın kısmen kabul, kısmen reddine dair verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı hazine, dava konusu 73 parsel sayılı taşınmazın 1942 yılında yapılan orman tahdidinde orman sınırları içerisinde kaldığını ve halen orman tahdidi içinde bulunduğunu ileri sürerek, iptal ve taşınmazın orman niteliği ile hazine adına tescilini istemiştir. Birleştirilen 1996/474 esas sayılı dosyada ise, 73 sayılı parselden ifrazen ayrılıp 267 parsel numarası ile davalı adına yazılan taşınmazın da orman tahdit sınırları içerisinde iken 1979 yılında yapılan 1744 sayılı yasa uygulaması ile hazine adına orman dışına çıkarıldığını ileri sürmüş ve iptal, tescil istemiştir.
Mahkemece yapılan araştırma sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda, dava konusu D... köyü, 73 ve 267 parsel sayılı taşınmazların 1946 yılında 3ll6 sayılı yasaya göre yapılıp kesinleşen orman tahdidinde orman tahdit sınırları içerisinde kaldığı, 1980 yılında kesinleşen 1744 sayılı yasa uygulaması ile 267 nolu parselin orman sınırları dışına çıkarıldığı, 73 nolu parselin ise orman tahdit sınırları içerisinde bırakıldığı, dava konusu parsellerin maki tefrik komisyonunca belirlenen (tefrik edilen) makilik alan içinde kaldığı, sahanın toprak-orman muhafaza karakteri taşımadığı, 1963 yılında yapılan tapulama ile 4753 sayılı yasa gereği dağıtım sonucu oluşan 1952 tarihli tapuya dayanılarak davalı adına yazıldığı ifade edilmiştir. Anılan raporda, 73 parsel sayılı taşınmazın hem orman tahdit alanı içerisinde, hem de makiye ayrılan yer içerisinde kaldığı belirtilmek suretiyle çelişkiye düşülmüş, bu çelişkili rapor dikkate alınmak suretiyle de hüküm kurulmuştur.
Bilindiği üzere, 3116 sayılı yasa hükümlerine göre makilik alanların orman sayılan yerlerden olduğu kabul edilmişken, daha sonra yürürlüğe giren 5653 sayılı yasa gereğince bu yerler orman olarak nitelendirilmemiştir. Bu durumda, bir yerin hem orman, hem makilik olduğunun kabulü mümkün değildir.
Hal böyle olunca, yerinde yeniden serbest orman mühendislerinden oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile keşif yapılarak 1946 yılında yapılan orman tahdidine ilişkin haritaların yerine uygulanması, çekişmeli parsellerin tahdit içerisinde kaldığının saptanması halinde bu yerlerin 1950 yılında düzenlenen maki tefrik haritası kapsamında kalıp kalmadığının belirlenmesi, dava konusu yerlere ilişkin davalı tapusunun 4753 sayılı kanun hükümleri gereğince verildiğinin göz önünde bulundurulması ve anılan tapunun yerine uygulanması suretiyle sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, açıklık taşımayan bilirkişi raporu dayanak yapılarak karar verilmesi doğru değildir.
Sonuç: Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.5.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy