(743 S. K. m. 619) (3194 S. K. 18) (6785 S. K. m. 42) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Arhavi Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 28.3.2000 gün ve 40-23 sayılı hükmün Onanmasına ilişkin olan 13.9.2000 gün ve 9921/10133 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davalı tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı 3 parsel sayılı taşınmazın paydaşlarından olup davalıya ait binanın taşınmazına taştığını ileri sürerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinde bulunmuştur.
Mahkemece, keşif sonrası düzenlenen bilirkişi raporu esas alınmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne var ki, noksanın tamamlanması yoluyla getirtilen belgelerden tapulara ait taşınmazların imar şuyulandırma işlemi sonucunda oluşmuş imar parselleri oldukları anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K. nun 619. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazların kadastral çap sınırları ile imar sonrası oluşan sınırları ayrı ayrı gösterilmemiş, yıkım istenen binanın imar uygulaması öncesinde mi yoksa sonradan mı yapıldığı taşkınlığın imar uygulaması sonucunda mı oluştuğu saptanamamıştır.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeleri karşılar kapsamda yerinde yeniden keşif yapılması ve uzman bilirkişilerden ayrıntılı rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Değinilen husus karar düzeltme isteği üzerine bu kez yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından davalının karar düzeltme isteğinin HUMK'nun 440. maddesi gereğince Kabulü ile Dairenin 13.9.2000 tarih, 1921/10133 sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemece kurulan 28.3.2000 tarih, 40-23 sayılı hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 07.02.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy