(743 S. K. m. 618, 661)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen kararın davalı tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, davalının komşu taşınmaz üzerine inşaat yaparken bahçe payı bırakmadığı, gibi hem ışıklık inşa ettiğini hem de balkon yaptığını, manzarasının tamamen kapatıldığını, araya duvar örülmediğinden balkon ve ışıklığın aile masuniyetine zarar verdiğini ileri sürerek komşuluk hukukuna aykırılıktan ötürü iki taşınmazı ayırır şekilde dört kat yükseklikte duvar ördürülmesini veya bilirkişice saptanacak başkaca uygun önleme hükmedilmesini, münasip mehil içinde yerine getirilmemesi halinde kendisi tarafından yapılmasını ve masrafın davalıdan tahsilini istemiştir. Mahkemece,13.5.1996 ve 27.8.1998 tarihli bilirkişi raporlarına değer verilmek suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Ne var ki, hükme dayanak yapılan raporlar sonradan verilen raporlarla çelişmektedir. Özellikle, yapılaşmanın imar mevzuatına uygun düşüp düşmediği kesin olarak saptanmadığı gibi, komşuluk hukukuna uygun düşmeyen zarar verici durum da açık bir şekilde belirtilmiş değildir.
Bilindiği üzere, salt imara aykırılık idareyi ve idari yargı yerini ilgilendirir.
Öte yandan: Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet, geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevler de yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 618. maddesinde bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 661. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bu bağlamda belirtilmelidir ki, balkon ve ışıklık yapımı nedeniyle mahremiyeti ihlal iddiası başlı başına komşuluk hukukuna aykırılık teşkil edemez.
Bunun için de zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, konunun uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi kurulu aracılığı ile yerinde yeniden keşif yapılması, özellikle imar mevzuatına uygun olmayan bir yapılaşma durumunun ortaya çıkıp çıkmadığının saptanması, imara aykırılık durumu varsa yukarıda değinilen komşuluk hukukuna ilişkin ilkeler çerçevesinde önceden verilen raporlardaki çelişki de giderilmek suretiyle değerlendirme yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yazılı olduğu üzere davanın reddedilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün belirtilen nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 27.6.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy