(818 S. K. m.18, 213) (1086 S. K. m. 428) (743 S. K. m. 634) (4721 S. K. m. 706)(2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, Mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, B.Y.nın 18. maddesinden kaynaklanan muvazaa hukuksal nedenine dayalı tapu iptali, tescil isteğine ilişkindir. Davalılar kendilerine ait bir daireyi satıp dava konusu taşınmazı bedeli karşılığı satın aldıklarını savunmuşlardır.
Uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve 01.04.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 634, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; Davacının, 15.10.1999 tarihinde ölen miras bırakanın, boşandığı eşinden tek kızı, davalı Kemal'in yeğen, diğer davalının da yeğeninin eşi oldukları, çekişmeli 94 nolu parseldeki 2 nolu mesken murise aitken 12/07/1985 tarihinde intifaını uhdesinde bırakıp çıplak mülkiyetini 533.000 Lira bedelle satış suretiyle davalılara temlik ettiği kayden sabittir. Her ne kadar, davalılar kendilerine ait bir dairenin satışından elde ettikleri para ile çekişmeli taşınmazı aldıklarını savunmuşlarsa da, o daire dava konusu dairenin satışından bir yıl sonra (17.07.1996 tarihinde) işleme tabi tutulmuş olup, resmi işlem karşısında, 1985 yılında haricen 1986 yılında kayden satıldığı şeklindeki tanık ifadesine itibar edilmemiştir.
Öte yandan, tanıkların miras bırakanın 1973 yılında eşinden boşandığı, davacının annesi lehine tanıklık yapması nedeniyle muris tarafından sevilmediği, görüşmedikleri, murisin davalılar ile oturduğu ve murise davalıların baktığı beyanları ve davalı gelinin murisin genel vekili olup, ölümünden sonra bankadaki paralarını çektiği temlik sırasında intifaın muris üzerinde bırakıldığı gerçekleri karşısında temliki muvazaalı olduğu, bir başka anlatımla davacıdan mal kaçırmanın amaçlandığı sonucuna varılmaktadır.
Akitte gösterilen bedel ile saptanan gerçek bedel arasındaki aşırı oransızlık da muvazaayı kanıtlayan diğer bir olgudur.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, delillerin takdirinde yanılgıya düşülerek reddedilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 25.06.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy