(743 S. K. m. 2, 634) (818 S. K. m. 213) (2644 S. K. m. 26)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenmesi davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın iptal,tescil yönünden kabulüne dair verilen kararın davacılar tarafından temyizi üzerine dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava,davacıların kayden maliki bulundukları 245 ve 246 parsel sayılı taşınmazlara elatmanın önlenilmesi ve yıkım;birleştirilen dava ise satış vaadine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğine ve toplanan delillere göre davalının 2.7.1991 tarihli satış vaadi sözleşmesine göre davacıların murisi Hacı Mehmet Saygılı'dan 246 parsel sayılı taşınmazda pay satın aldığı sabittir. Bu husus taraflarında kabulündedir. Bu durumda Mahkemece değinilen satış vaadi sözleşmesine değer verilmek suretiyle 246 parselde pay oranında tescile karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur.
Sözü edilen kabul ile davalı Mustafa Akar'ın 246 parsel sayılı taşınmazda (bu karar ile)hükmen paydaş olduğu böylece anılan parsele ilişkin elatmanın önlenmesi isteği bakımından paydaşlar arasında ortaya çıkan çekişmenin müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmesi gereklidir.
Bilindiği üzere; Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamıyan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman istiyebilir. Hatta iştirak halinde mülkiyette dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan paydaş aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın,payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 634, B.K.nun 213, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, akte vefa kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olayda, yukarıda değinilen anlamda bir araştırmanın yapıldığını söyleyebilme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca, 246 parsel sayılı taşınmaz yönünden yukarıda değinilen ilkeleri kapsar biçimde bir araştırmanın yapılması ve elatmanın önlenmesi isteği yönünden sonucuna göre bir karar verilmesi ayrıca, davada davacıların kayden maliki bulunduğu 245 parsel sayılı taşınmaza de el atıldığı ileri sürülmüş olmasına rağmen anılan parsel yönünden yeterli bir araştırma yapılarak olumlu veya olumsuz bir hüküm kurulması gerekirken yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir.
Sonuç: Davacıların değinilen hususları ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 04.07.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy