(818 S. K. m.18, 511, 514) (YİBK 1974/1E 1974/2K 01/04/1974)
Dava: Davacılar tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 16.10.2001 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edilen vs. vekili Avukat Y. Başkal geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz eden vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava, Borçlar Yasasının 18. maddesinden kaynaklanan, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve terekeye iade istemine ilişkindir. Davalı yan, ortak miras bırakan ve onun resmi nikahlı karısına baktığını savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne kararı verilmiştir. Toplanan kanıtlar ve tüm dosya içeriğinden; dava konusu taşınmazın muris tarafından, 5.5.1992 tarihinde, davalıya ölünceye kadar bakım akdiyle temlik edildiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere Ölünceye kadar bakıp gözetme sözleşmesi, taraflarına karşılıklı hak ve borçlar yükleyen bir bağıttır. (BK. m.511).Başka bir anlatımla ivazlı sözleşme türlerindendir. Bu sözleşme ile bakım alacaklısı, sözleşme konusu malın mülkiyetini bakım borçlusuna geçirme; bakım borçlusu da bakım alacaklısına yasanın öngördüğü anlamda ölünceye kadar bakıp gözetme yükümlülüğü altına girer. (BK. m.514).
Hemen belirtmek gerekir ki, bakıp gözetme koşulu ile yapılan temliki işlemin geçerliliği için sözleşmenin düzenlendiği tarihte bakım alacaklısının özel bakım gereksinimi içerisinde bulunması zorunlu değildir. Bu gereksinmenin sözleşmeden sonra doğması, ya da alacaklının ölümüne kadar çok kısa bir süre sürmüş bulunması da sözleşmenin geçerliliğine etkili olamaz.
Kural olarak bu tür sözleşmeye dayalı bir temlikinde muvazaa ile illetli olduğunun ileri sürülmesi her zaman mümkündür. En sade anlatımla muvazaa, irade ile beyan arasında kasten yaratılan aykırılık olarak tanımlanabilir. Böyle bir iddia karşısında, asıl olan tarafların akitteki gerçek ve müşterek amaçlarının saptanmasıdır. (BK. m.18). Şayet bakım alacaklısının temliki işlemde bakıp gözetilme koşulunun değil de, bir başka amacı gerçekleştirme iradesini taşıdığı belirlenirse (örneğin mirasçılarından mal kaçırma düşüncesinde ise), bu takdirde akdin ivazlı (bedel karşılığı) olduğundan söz edilemez; akitte bağış amacının üstün tutulduğu sonucuna varılır. Bu halde de Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 1.4.1974 gün ve l/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararı olayda, uygulama yeri bulur.
Miras bırakanın, ölünceye kadar bakıp gözetme karşılığı yaptığı temlikin muvazaa ile illetli olup olmadığının belirlenebilmesi için de, sözleşme tarihinde murisin yaşı, fiziki ve genel sağlık durumu, aile koşulları ve ilişkileri, elinde bulunan mal varlığının miktarı, temlik edilen malın tüm mamelekine oranı, bunun makul karşılanabilecek bir sınırda kalıp kalmadığı gibi bilgi ve olguların gözönünde tutulması gerekir.
Somut olaya gelince; davacılar, murisin resmi nikâhlı karısı ve ondan olma çocuklarıdır (kızlarıdır). Davalı ise, ortak miras bırakanın evlilik dışı birlikte yaşadığı kişidir. Muris, dava dışı 132 parsel sayılı taşınmazdan 10.000/ 30700 payını, resmi nikahlı karısına (davacı Döndü'ye) 3.2.1987 tarihinde temlik etmiş ise de arta kalan 20.700/30700 pay ile yine, 5000 m2 miktarlı ve davaya konu taşınmazın bitişiğindeki 442 parsel sayılı taşınmaz ise halen muris adına kayıtlı bulunmaktadır. Davacı kızlarının bu taşınmaza yapı yaptıkları anlaşılmaktadır. Öte yandan, davalının hasta olan murise ölünceye kadar bakıp gözettiği hatta murisin yaşlı olan resmi nikahlı karısına dahi bakıp yardımda bulunduğu sabittir.
Bu durumda toplanan deliller ve belirlenen olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde miras bırakanın mal kaçırmak amacıyla değil; gerçekten kendisine baktırmak için dava konusu payı temlik ettiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine kararı verilmesi gerekirken: delillerin yanılgılı değerlendirilmesiyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.
Sonuç: Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK. 428 maddesi uyarınca BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.10.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy