(818 S. K. m. 355, 389, 390)
Dava: Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü
Karar: Hükmüne uyulan bozma kararında uyuşmazlığın niteliği vurgulanarak izlenmesi gereken yol hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde gözetilmiştir.
Toplanan delillerden ve tüm dosya içeriğinden 18 parsel sayılı taşınmazın taraflar ve dava dışı Zeynep'in miras bırakanlarından kaldığı, mirasçıların adlarına intikal yaptırdıktan sonra 13.5.1994 tarihinde dava dışı yüklenici Orhan ile kat karşılığı inşaat sözleşmesi yaptıkları sözleşme ile 1-3-4-8-9-10-16 nolu 7 adet bağımsız bölümün arsa maliklerine kalan bağımsız bölümlerinde yükleniciye ait alacaklarının kararlaştırıldığı; sözleşmenin yapıldığı gün arsa maliklerinin yüklenici Orhan'ı satışa da yetkili olmak üzere vekil tayin ettikleri vekilin aynı gün dava dışı Muhittin'i vekil ettiği,25.7.1995 tarihinde kat irtifakı kurulduğu, tüm bağımsız bölümlerin arsa malikleri adına tescilinden sonra yükleniciye isabet eden dairelerin vekil Muhittin marifetiyle 3.kişilere satıldığı,28.7.1995 tarihinde davacı Elife'nin 31.7.1995 tarihinde dava dışı Zeynep'in yine 28.7.1995 tarihinde davacı Güldane'nin satış yetkisi de içerir biçimde yine Muhittin'i vekil tayin ettikleri, çekişmeli 1-4-8-9-10 nolu bağımsız bölümlerin vekil tarafından 31.7.1995 tarihinde davalılara satış suretiyle aktarıldığı, arsa maliklerine ait olması gereken 3 ve 16 nolu dairelerin de dava dışı üçüncü kişilere satıldığı, onların dava edilmediği, uzman bilirkişi raporu ile saptanan gerçek bedeller ile akitte gösterilen bedeller arasında fahiş fark bulunduğu toplanan deliler ve tüm dosya içeriği ile sabittir. Davalılar taşınmazları daha yüksek bedelle aldıkları halde az harç ödemek için akitte bedelleri düşük gösterdiklerini savunmadıkları gibi düşük bedel ile almalarının nedenini de makul bir gerekçe ile izah edememişlerdir.
Çok değerli taşınmazları düşük bedelle alan davalıların davacıları zararlandırma kastı ile hareket ettikleri ve vekille iş birliği içinde oldukları kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca; vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiasının kanıtlandığı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, aksine düşüncelerle reddedilmesi doğru değildir.
Sonuç: Davacıların temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerle HUMK. nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 15.10.2001 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy