(4721 S. K. m. 684) (6785 S. K. m. 42) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, dava konusu 313 parsele müştereken malik olduklarını, Belediyece yapılan imar şuyulandırması sonucu davalının yapmış olduğu inşaatın tecavüzlü hale geldiğini, ileri sürerek elatmanın önlenmesini inşaatın tecavüzlü kısmının kal'ini; olmadığı taktirde tazminat ödenmesini talep etmişlerdir.
Davalı, tecavüzün Belediyece yapılan imar şuyulandırması sonucu oluştuğunu, inşaatın yasal aşamalar izlenerek yapıldığını,bir kusururun olmadığını belirtip, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tecavüzün davalının arzu ve iradesi dışında şuyulandırma sonucu idari bir kararla oluştuğundan davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davacılar tarafından süresinde temyiz edilmekle, tetkik hakimi Hülya Gerçeker tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, imar parseline elatmanın önlenilmesi ve yıkım isteklerine ilişkindir.
Bilindiği üzere; Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K. nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı Yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasası'nın 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı Yasanın 3290 sayılı Yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda; davacıya ait 313 parsel sayılı taşınmaza davalının 314 parseldeki yapının tecavüzlü bulunduğu keşfen saptanmıştır. Söz konusu tecavüzün imar uygulaması ile oluştuğu da dosya içeriği ile sabittir.
Sonuç: Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle binanın taşkın kısmının bedeli saptanıp mahkeme veznesine depo ettirilmesi ondan sonra elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçelerle davanın red edilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 17.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy