(743 S. K. m. 684) (3194 S. K. m. 18, 42) (2981 S. K. m. 10)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, 1 parselde kayıtlı taşınmazın maliki olduğunu, dava konusu yeri 1.11.2001 tarihinde satın aldığını, taşınmaz üzerinde bulunan evi davalı Mehmet'in, davalı Metin'e kiraya vererek taşınmazına elattığını, bu nedenle elatmasının önlenerek, binanın yıkımını ve ecrimisilin tahsili talep etmiştir.
Davalı Mehmet, davacının dava konusu ettiği evin, kendisine ait olduğu iddiasının doğru olmadığını, Belediyece İmar Kanunu 18. maddesi uygulaması sırasında, davacının malik olduğu taşınmazı kendi arsasından Belediye payı olarak aldığını, davacının haklı olmadığını, davanın reddini savunmuştur. Diğer davalı usule uygun tebligata rağmen yargılamaya katılmamıştır.
Mahkemece, davanın kabulü ile davalı Mehmet'e ait evin yıkılarak, elatmasının önlenmesine, toplam 150 milyon liranın davalı Mehmet'ten alınmasına, diğer davalı Metin'e karşı açılan davanın husumetten reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı Mehmet tarafından süresinde temyiz edilmekle, Tetkik Hakimi Hülya Gerçeker tarafından düzenlenen tetkik raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı İmar Yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür.
Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olayda, fen ehli tarafından dava konusu taşınmazın 3194 sayılı yasanın 18. maddesine tabi tutulduğu bildirilmiş, ancak mahkemece bu husus üzerinde durulmamıştır. Bu durumda, dava konusu taşınmazın ilk tesisinden itibaren kayıtlarının getirtilmesi, 3194 sayılı yasanın 18 veya 2981 sayılı yasanın 10/b, 10/c maddeleri uyarınca imar uygulamasına tabi tutulup tutulmadığının araştırılması, davalının imar öncesi kadastral parselde hak sahibi olup olmadığının ve bu durumun imar parsellerine yansıyıp yansımadığının yukardaki ilke ve olgular gözönünde tutularak saptanması, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşma ile hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün yukarda açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy