(3194 S. K. m. 18) (6785 S. K. m. 42) (4721 S. K. m. 684) (2981 S. K. m. 10)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava imar çapına el atmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir. Davalı taşkın yapının imar uygulaması sonucu davacı parselinde kaldığını savunmuştur.
Bilindiği üzere; yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüz'ün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı yada ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Somut olaya gelince; davalıya ait yapının imar uygulaması sonucu davacı parselinde kalıp kalmadığı yeterince araştırılmış değildir. Hal böyle olunca, öncelikle taraflara ait kadastral pafta ve krokileri ile imar pafta ve evraklarının getirtilmesi, Mahkemece teknik bilirkişiler aracılığıyla keşif yapılarak kadastro pafta ve krokileri ile imar pafta ve krokilerinin uygulanması, binanın kimin parseli üzerinde ve hangi tarihte yapıldığının saptanması, bu yönde yerel bilirkişilerin ve taraf tanıklarının bilgilerine başvurulması, böylece davalıya ait bina ve müştemilatının imar uygulaması sonucu davacı parseli içerisinde kalıp kalmadığının kesin olarak açıklığa kavuşturulması, tecavüz imar uygulaması sonucu meydana gelmiş ise yukarıda değinilen ilkeler ve 3194 sayılı kanunun 18. madde hükmü gözetilmek suretiyle hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi isabetsizdir. Davalının temyiz itirazı yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 4.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy