(1086 S. K. m. 440, 428) (4721 S. K. m. 683)
Taraflar arasındaki davadan dolayı Kırıkkale 2. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 26.2.2001 gün ve 656-100 sayılı hükmü n onanmasına ilişkin olan 14.6.2001 gün ve 6804-7220 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacılar vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı, Kırıkkale merkez Yuva Köyünde kain 16.200 m2 yüzölçümlü 174 parsel sayılı taşınmazının mülkiyetini kayıtsız, şartsız ve bedelsiz olarak T. Ö. Vakfı tüzüğünün 2. maddesinin -b- bendi gereği 25.5.1989 tarihinde bağış yoluyla kayden vakfa devredildiğini, çekilen ihtarlara rağmen aradan 10 küsur yıl geçtiği halde, bağış amacına uygun hiçbir faaliyetin yapılmadığını belirterek taşınmaz kaydının iptali ile adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, resmi akit tablosunda vakıf tüzüğünün 2. maddesinin -b- bendine atıfta bulunulmasının bir koşul olarak değerlendirilemeyeceği ve taşınmazın koşulsuz bağış yoluyla devredildiği kabul edilmiş, kaldı ki, tüzüğün 2/b maddesinde belirtilen faaliyetlerin gerçekleşmesi yönünde resmi akitte bir sürede belirlenmediği, zaman içinde öngörülen faaliyetlerin ifa ve ikmal olanağının bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Mahkemenin kabulünün dosya kapsamına uygun düştüğünü ve yasal olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Öncelikle, her koşulsuz bağışın gizlenmiş bir koşulunun varlığı düşünülebilir ise de bağış koşula bağlanmış ise bunun resmi sözleşmeye yansıtılması gereklidir. Eldeki işte, resmi akit tablosunda taşınmazın kayıtsız, şartsız ve bedelsiz olarak devrinin yapıldığı yazılmakla beraber atıf yapılan vakıf tüzüğünün 2. maddesinin -b- bendinde aynen mevzuatın ve maddi imkânların müsaadesi nispetinde yurt, kurs, kütüphane ve özel okullar açmak ve açılanlara yardım etmek denilmek suretiyle bağışın neden ve hangi koşullarla yapıldığı açıkça belirtilmiştir. Tarafların gerçek iradelerini yansıtan bu ifadelerin hukuki sonuç doğurmayacağı; başka bir deyişle, geçersiz sayılacağı söylenemeyeceği gibi, akit tablosunda yollama yapılan tarafların ek iradelerini ortaya koyan vakıf tüzüğünün resmi akitten ayrık tutulması da düşünülemez. (HGK. 18.1.1987 gün, 1986/1-200 Esas, 1987/109 Karar; 11. Hukuk Dairesi 23.10.1973 tarih, 1739/3826 sayılı kararları) gerek öğretide benimsenen ve gerekse kararlılık kazanan yargısal uygulamalar da bu yoldadır.
Öte yandan, koşulun ne zaman gerçekleştirileceği konusunda resmi sözleşmede taraflarca bir süre kararlaştırılmadığı gibi vakıf tüzüğünde de böyle bir süre öngörülmemiştir. Sürenin belirlenmemiş olması davalı vakfa ancak yapılacak işin niteliğine göre hayatın olağan akışına uygun makul bir süre tanınmasını gerektirir. Yoksa bu işlemi herhangi bir zaman dilimine bağlı olmaksızın tam bir keyfilik içerisinde ve dilediğinde ifa ve tamamlama hakkı vermez. Somut olayda, taşınmaz 25.5.1989 tarihinde devredilmiş, 7.7.1993 ve 19.4.1994 tarihinde olmak üzere davalı tarafa iki kez ihtarname keşide edildiği halde, son ihtarname tebliğinden itibaren 5 sene gibi uzunca bir zaman geçmesine rağmen davalının bağış şartına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile reddine hükmedilmesi doğru değildir. Anılan husus karar düzeltme isteği üzerine bu kez yapılan inceleme sonucu anlaşıldığından, karar düzeltme isteğinin HUMK. 'nun 440. maddesi gereğince kabulü ile dairenin 14.6.2001 tarih ve 2001/6804-7220 sayılı onama ilamının ortadan kaldırılmasına, yerel mahkemece kurulan 26.2.2001 tarih ve 1999/656 Esas, 2001/100 Karar sayılı hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 07.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy