(4721 S. K. m. 2, 3, 9, 10, 13, 15, 409/2) (818 S. K. m. 390/2) (1086 S. K. m. 286)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü
KARAR
Dava vekalet sözleşmesinin kötüye kullanılması nedenine dayalı iptal ve tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir. Ne varki kabul kararının dosya içeriğine, toplanan delillere ve olayın oluş biçimine uygun olduğu söylenemez.
Bilindiği üzere;Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince, davacının 27.1.1989 tarihli vekaletname ile davalıyı vekil tayin ettiği, davalının 8.2.1989 tarihli vekaletname ile dava dışı Ali Ö.'i tevkil ettiği, Ali Ö.'in davacıya ait 33 parseldeki 773/2400 payı davalıya 9.2.1989 tarihinde satış suretiyle devrettiği, tarafların 15.11.1996 tarihinde boşandıkları, 26.8.1996 tarihinde ise eldeki davanın açıldığı sabittir. Taraflar arasında karı-koca ilişkisi devam ederken uzun bir süre davacı, bu temlike ses çıkarmamış ancak, boşanmanın gündeme gelmesi üzerine iptal ve tescil davasını açmıştır. Davacı taraf üç tanık göstermiş, ikisinden vazgeçmiş, dinlenen tek tanık ise vekalet akdinin kötüye kullanıldığına ilişkin esaslı bir açıklamada bulunamamıştır. Çoğunluğu tarafların müşterek çocukları olan davalı tanıkları ise, bu temlikin davacının iradesi doğrultusunda gerçekleştirildiğini bildirmişlerdir. Toplanan deliller ve belirlenen olgular, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, vekalet görevinin kötüye kullanılmadığı, temlikin davacının bilgi ve talimatı ile gerçekleştirildiği sonucuna varılmaktadır.
Hal böyle olunca davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Davalı vekilinin temyiz itirazları yerindedir, kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428 maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 21.3.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy