(1086 S. K. m. 440) (3533 S. K. m. 1) (818 S. K. m. 390)
Dava: Taraflar arasındaki davadan dolayı Alanya 2. Asliye Hukuk Hakimliği'nden verilen 29.5.2001 gün ve 375-331 sayılı hükmün onanmasına ilişkin olan 17.1.2002 gün ve 13883-303 sayılı kararın düzeltilmesi süresinde davacı vekili tarafından istenilmiş olmakla, dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Borçlar Kanunu'nun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar. Borçlar Kanunu'nda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir... hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi, ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu göz ardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur.
Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanun'un 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar.
Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanun'un 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Somut olaya gelince; yanlar 3533 sayılı Yasaya tabi kuruluşlardandır. Sıfatları itibariyle dava konusu taşınmaza ait mülkiyet uyuşmazlığının (aidiyetinin) hakem önünde çözümlenmesi zorunludur.
Sonuç: O halde tahkime tabi kuruluşların dışında kalan gerçek kişinin de davada yer aldığı dikkate alınarak eldeki davanın davalı gerçek kişiye hasredilmesi, tahkime tabi kuruluşlar yönünden hakem sıfatıyla bir karar verilebilmesi için tefrike hükmedilmesi gerekirken, değinilen hususlar ve özellikle göreve ilişkin yasal kural gözetilmeksizin tarafların tümünü kapsar biçimde işin esasının incelenmesi ve yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Anılan hususlar bu kez yapılan inceleme sonunda anlaşıldığından davacı Hazine'nin karar düzeltme isteğinin HUMK'nun 440. maddesi uyarınca kabulüne; Dairenin 17.1.2002 tarih 2001/13883 esas,2002/303 karar sayılı onama kararının ortadan kaldırılmasına; Alanya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce kurulan 1996/375-331 esas 2001/352 karar sayılı kararın yukarıda belirtilen nedenden ötürü HUMK'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 28.03.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy