(3402 S. K. m. 18)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan tapu iptali tescil davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın reddine dair verilen karar davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 30.4.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Hazine vekili avukat Ulviye Sarp ile temyiz edilen vekili avukat Adnan Bilir geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Davacı Hazine vekili, dava konusu Selimiye Köyü 151 ada 28 parsel sayılı taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğunu, tamamının taşlık kayalık niteliği taşıdığını, özel mülke konu olmayacağını ileri sürerek davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile hazine adına tescilini istemiştir.
Mahkemece, tarafların iddiası ve savunması yönünde yerinde uzman bilirkişiler aracılığı ile üç defa keşif yapılmış, ziraat ve jeoloji mühendisleri bilirkişilerden alınan raporların ilk ikisinde, bu yerin tamamının devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan taşlık kayalık olduğu, özel mülkiyete konu teşkil etmediği açıkça belirtilmiştir. Nitekim dosyaya davalılar tarafından ibraz edilen fotoğraflarda bu bilirkişi raporlarını aynen teyit etmektedir. Yine dava sırasında Hazine vekili tarafından Asliye Hukuk mahkemesinin 1996/62 esas sayılı dosyası ile yaptırılan tespitte bilirkişiler tarafından dava konusu taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olduğu, davalılarca kayalar düzeltilmek suretiyle teraslamaya başlandığı, başka yerden dolgu malzemesi getirtilip taşınmazın vasfının değiştirilmeye çalışıldığı da belirtilmiştir. Mahkemece, son keşifte dinlenen uzman bilirkişiler raporlarında taşınmazın düşük verimli kadim tarım arazisi olduğunu bildirmişlerse de bilirkişi raporları topluca değerlendirildiğinde taşınmazın hakim vasfının taşlık kayalık özel mülkiyete konu olmayacak nitelikte bulunduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Davalıların dava konusu taşınmazı tarım amaçlı kullanma dışında başka bir şekilde tasarruf ettikleri de iddia ve ispat edilmiş değildir. Öte yandan o yörede tüm taşınmazların %20 den başlayıp %80 'e varan eğiminin mevcut olduğu da bilirkişi raporu ile sabittir.
Toplanan tüm deliller, bilirkişi raporları, taşınmazın niteliği eğimi, hakim vasfının özel mülkiyete konu olamayacağını açıkça gösterdiğinden taşınmazın civarından geçen karayolu nedeniyle zilyetlikleri kabul edilmek suretiyle davalılara kamulaştırma bedeli ödenmesi, yukarıda değinilen delillerin aksine davalıların zilyetliği gösteren başlıca bir delil olarak kabul edilemez. Ayrıca, kadastro tespiti sırasında ibraz edilen senede, zilyetlik teyit edilmediğinden değer verme olanağı yoktur.
Hal böyle olunca; davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın davalılar adına olan tapu kaydının iptaline, 3402 sayılı yasanın 18. maddesinde yazılı ekonomik yarar koşulu oluşmadığından tescil harici bırakılmasına karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir. Davacı Hazine vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2001 tarihinde yürürlüğe giren avukatlık ücret tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 250.000.000 lira duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 30.4.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy