(743 S. K. m. 618, 661) (4721 S. K. m. 683)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, tapu ile maliki bulunduğu taşınmazının duvarının davalılarca kısmen yıkılıp, üzerine duvar ilave edilerek bahçe evi yapıldığını, ayrıca incir ağacı dikildiğini ve bu şekilde elatıldığını, sınıra yakın bulunan davalılara ait diğer ağaçların da kök ve dallarıyla taşınmazına zarar verdiğini ileri sürmüş, elatmalarının önlenmesini, ağaçların ve duvarın yıkımını, komşuluk hukukuna aykırılığın giderilmesini istemiştir.
Davalılar, davanın yersiz olduğunu, davacı taşınmazına elatmadıklarını, davanın reddine savunmuşlardır.
Mahkemece, davalıların incir ağacı dikmek suretiyle elattıklarının keşfen sabit olduğu, gerekçesiyle elatmanın önlenmesine ve incir ağacının yıkımına, yıkık duvarın yaptırılması ve diğer ağaçların kesimi talebinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı tarafından süresinde temyiz edilmekle, tetkik hakimi Murat Ataker'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, fiili müdahale ve komşuluk hukukuna aykırılık nedeniyle oluşan elatmanın önlenmesi isteğine ilişkindir.
Dosya içeriği, toplanan deliller ve bilirkişi raporu ile, davalının inşaa ettiği barakanın davacının taşınmazına tecavüzlü olduğu saptanmıştır. Bunun yanında, komşuluk hukukuna aykırılık iddiası yönünden de bir araştırma ve değerlendirme yapılmış değildir.
Bilindiği üzere: Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 618. maddesinde bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 661. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir. O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insalcıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır. Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Hal böyle olunca, davacı taşınmazına taşkın bulunduğu anlaşılan barakanın taşan kısmının yıkımına, komşuluk hukuku bakımından da yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde bir soruşturma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir. Davacının temyiz itirazları yerindedir, Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 16.04.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy