(818 S. K. m. 18, 511, 514) (4721 S. K. m. 706) (1.4.1974 Tarih 1/2 S. YİBK)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan iptal, tescil davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle duruşma günü olarak saptanan 28.5.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat P.Ö. ile temyiz edilen vekili Avukat B.D., Avukat Ö.D.. geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Dava muris muvazaasına dayalı pay oranında iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere uygulamada ve öğretide muris muvazaası olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibarıyla nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanun'un 706, Borçlar Kanunu'nun 213 ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı'nın uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Somut olaya gelince, miras bırakanın 14.11.1996 tarihinde yaptığı bağış sözleşmesi ile tüm mirasçılarına intifa hakkını kendi üzerinde bırakmak suretiyle, birer daire hibe ettiği, ancak Şencan ile Günsel'in durumlarının iyi olduğundan bahisle kendilerine verilen daireleri almadıkları, ancak miras bırakanın ölümünden sonra, mirasçılar arasında yapılan sulh sözleşmesi ile bu kişilerin de kendilerine verilen daireye sahip oldukları sabittir.
Toplanan deliller ve belirlenen olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, miras bırakanın herhangi bir mirasçıdan mal kaçırma kastı ile hareket etmediği aksine mallarını makbul ölçüler içerisinde mirasçılar arasında taksim etme amacını taşıdığı sonucuna ulaşılmaktadır.
Hal böyle olunca, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK' nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz eden e geri verilmesine, 4.12.2001 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 250.000.000. TL duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına 28.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy