(4721 S. K. m. 683, 737)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan elatmanın önlenilmesi, kal alacak davasının yapılan yargılamasında, Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar davalılar vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 28.5.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden T. Ermeniler Patrikliği vekili avukat Diran Bakar geldiler, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden ile temyiz edilen vekili avukatlar gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı, bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava komşuluk hukukuna dayanan el atmanın önlenilmesi, yıkım ve zararın tazmini isteğine ilişkindir.
Bilindiği üzere; çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "bir şeye malik olan kimse o şeyden kanun dairesinde dilediği gibi tasarruf edebilir" hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur.
Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; patrik konutu ve işyeri niteliğindeki binanın etrafına çekilen çelik kafes ve brandanın davacının görünümünü ve güneşini engellediği iddia edilmektedir.
Brandanın davanın devamı sırasında kaldırıldığı anlaşılmaktadır. Ne varki, bilirkişi raporunda branda kaldırıldığı takdirde, çelik kafesin (parmaklığın) davacının görüş alanını, güneş ve rüzgarını engelleyip engellemediği yönünde bir açıklık bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, yeniden üç uzman bilirkişi aracılığıyla mahallinde keşif yapılması, branda kaldırıldığına göre yapılan demir parmaklığın davacının görüntü, güneş ve hava akımına engel olup olmadığı, engel teşkil ettiği takdirde bu zararın giderilmesi için ne gibi önlemler alınabileceği ve çelik parmaklığın hangi seviyeye indirilmesi gerektiği yönünde yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde rapor alınması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yetersiz bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davalılar vekilinin temyiz itirazı yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 4.12.2001 tarihinde yürürlüğe giren Avukat ücret tarifesinin 14.maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 250.000.000 TL. duruşma avukat parasının temyiz edilenden alınmasına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 28.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy