(4721 S. K. m. 9, 10, 13, 15, 409) (1086 S. K. m. 286)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan iptal, tesçil, tenkis davasının yapılan yargılamasında, mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen karar taraflarca duruşma istemli temyiz edilmekle, duruşma günü olarak saptanan 18.6.2002 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Necla G. vs.vekili avukat Kaşif Enginkurt geldi, davetiye tebliğine rağmen diğer temyiz eden Dursun D. vekili avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı,bilahare dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
KARAR
Dava, ehliyetsizlik, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı iptal, tesçil olmadığı takdirde tenkis isteklerine ilişkindir.Mahkemece, murisin temlik tarihinde akli durumunun tapu sicil müdürlüğündeki memurun anlatımıyla yerinde olduğu ve murisin ehliyetli bulunduğu kabul edilerek satışa konu taşınmazın temlikinin muvazaalı olduğundan davanın kabulüne, ölünceye kadar bakma aktiyle devredilen taşınmazlar yönünden muris ve kardeşine bakıldığından aktin yerinde yapıldığından talebin reddine, hibe edilen taşınmaz yönünden de tenkis isteğinin tefrikine karar verilmiştir.
Ne varki, mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın ve kurulan hükmün doğru ve isabetli olduğunu söyliyebilme olanağı yoktur. İstekler açısından, ehliyetsizlik iddiasının öncelikle inceleme konusu yapılacağında kuşku yoktur.
Bilindiği üzere; davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırdedebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun " fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir " biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girebilmesi, fiil ehliyetine bağlamış. 10. maddesinde de, fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olmayı kabul ederek " ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. " hükmünü getirmiştir. "Ayırtım gücü " eylem ve işlev ehliyeti olarak ta tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde " yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk yada bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir." denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Hemen belirtmek gerekir ki, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Yukarıda sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri, tüm delillerin toplanılması tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar H.U.M.K.'nun 286 maddelerinde belirtildiği gibi bilirkişinin "rey ve mutaalası" hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi, çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması kişiye eylem ve işleme göre değişmesi bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli tıp kurumundan rapor alınmasını da gerekli kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2 maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Mahkemece, yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle gerekli araştırmanın yapılması, miras bırakanın ehliyetli olduğunun saptanması halinde muris muvazaası hukuksal nedenleri ile iptal ve tenkis istekleri yönünden gerekli soruşturma yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile hüküm kurulması doğru değildir.
Öte yandan, mahkemece dava dışı mirasçı bulunmasına rağmen ve iştirak de sağlanmaksızın terekeye iade biçiminde hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, kademeli istek şeklinde ileri sürülen tenkise dair davanın aynı dava içerisinde görülüp sonuçlandırılması gerekirken, bu davadan tefrik edilmesi de isabetsizdir.Tarafların temyiz itirazları yerindedir.Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 18.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy