(818 S. K. m. 24, 25, 26) (4721 S. K. m. 2, 683, 995)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, çaplı taşınmaza el atmanın önlenilmesi, karşı dava ise hata nedenine dayanan iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Mahkemece, on ve yirmi yıllık sürelerin geçtiğinden bahisle iptal davasının reddine, el atmanın önlenilmesi davasının kabulüne karar verilmiştir.
Toplanan delillere ve tüm dosya içeriğine göre 1689 ve 1748 parsel sayılı taşınmazların başlangıçta davalı ve karşı davacıların miras bırakanına ait iken, 1748 parsel sayılı taşınmazın 18.10.1968 tarihli satış vaadi ile el atmanın önlenilmesi davacılarının miras bırakanına satışın vaat edildiği, daha sonra satış vaadi senedinde belirlenen vekil aracılığıyla 3.10.1975 tarihinde tapuda temlik yapıldığı, bu satışa rağmen temlik tarihinden itibaren 1748 parsel sayılı taşınmazın davalı ve karşı davalılarca (iptal ve tescil davacılarınca), 1689 parselin ise el atmanın önlenilmesi davacısı ve karşı davalılarca kullanıla geldiği sabittir.
Bilindiği üzere sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği ve bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Borçlar Kanunu'nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 24. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık bir söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (sübjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur.
Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf ise iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi BK'nun 25 ve MK'nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, BK'nun 26. maddesinde ön görüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir. Öte yandan, iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hatanın öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir.
Ayrıca hatanın varlığı her tür delille ispat edilebilir.
Hemen belirtmek gerekir ki, kadastro yasalarına ve konuya ilişkin özel hükümlere göre hak düşürücü süre söz konusu olmadığı takdirde taşınmaza ilişkin davalar kural olarak hiçbir süreye bağlı olmadığından her zaman açılabilir.
Somut olayda, mahkemenin gerekçesinde belirttiği 10 ve 20 yıllık sürelerin davaya uygulanma olanağı yoktur. Ne var ki, hata nedeniyle açılan davalarda Borçlar Kanunu'nun 31. maddesinde de yazılı bir yıllık hak düşürücü sürenin aranmasında zorunluluk vardır.
Hal böyle olunca, öncelikle davacı ve davalıların kayıt malikleriyle veraset ilamı alınmak suretiyle bağlantılarının sağlanması iptal davası yönünden, dava dışı mirasçılar varsa olurlarının alınması veya davanın tayin edilecek bir mümessil aracılığı ile takip edilmesi, bundan sonra yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde, hataya yönelik iddia hakkında araştırma yapılması ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.
Davalıların (karşı davacıların) temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK' nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 22.5.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy