(4721 S. K. m. 2, 3, 1023, 1024)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü
KARAR
Davacı, maliki olduğu 442, 488, 844 parsel sayılı taşınmazlarının sahte vekaletname ile davalı Mehmet'e, o kişi tarafından da davalı Halit'e satılmış olduğunu ileri sürerek iptal ve tesçil istemiştir.Mahkemece, sahteciliğin sabit olduğu, bu nedenle tapuda davacı adına yapılan bütün işlemlerin yok hükmünde olduğu davalının iyiniyetli olmasının da sonuca etkili olamıyacağı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, kabul gerekçesinin yasal olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur.
Bilindiği üzere, Hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları,dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle,alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır.İşte bu nedenle Devlet,nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş,bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış,iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş,değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarakda tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur.Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tesçil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tesçile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde,huzur ve güveni koruma, toplam düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır. Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı,kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir. Nitekim bu görüşten hareketle "kötü niyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.ll.l99l tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Somut olayda ise; çekişmeli taşınmazların davacı adına kayıtlı iken 28.8.1996 tarihli vekaletnameye istinaden davalı Sezai tarafından 28.8.1996 tarihinde davalılardan Mehmet'e temlik edildiği, onun tarafından da vekili aracılığı ile 26.9.1996 tarihinde davalı Halit'e intikal ettirildiği getirtilen tapu kayıtları ile sabittir. Gerçekten de, ilk temlike konu vekaletnamenin sahteliği konusu bilirkişi raporu ile saptanmış olup, bu husus taraflarında kabulündedir. Ne var ki davalı Halit 2.el durumunda olup iyiniyet savunmasında bulunmuştur. Gerek öğretide gerekse uygulamada ilk elden sonraki malikler bakımından M.K nun 1023.maddesinin uygulama yeri bulacağı kabul edilen bir olgudur. Bu kabule ters düşen mahkeme gerekçesinin yasal olduğunu söyleyebilme olanağı bulunmamaktadır.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler ışığında inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması isabetsizdir.Davalının temyiz itirazı yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü HUMK.nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine 19.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy