(2762 S. K. m. 10)
Davacı tarafından, davalı aleyhine açılan davada, mahkemece verilen karar süresinde temyiz edilmekle, dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Hükmüne uyulan bozma ilamında davacı vakıflar idaresi vekili, müvekkili idareye ait 266 ada 3 parsel sayılı taşınmazın bir kısım yerini haklı ve geçerli bir nedene dayanmaksızın kullandığını bildirmiş, elatmanın önlenmesini ve ecrimisilin tahsilini istemiştir.
Davalı, A... Z... Paşa Vakfına ait vakıfnamede dava konusu yerin cami görevlilerinin oturmasına ayrıldığını savunmuştur.
Mahkemece (çekişmeli yeri de içeren vakfiyenin hükümlerine göre davalının oturmasının haklı olduğu) gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Gerçekten dosyaya ibraz edilen vakfiye örneğinde (camii şerifte imam olanlara meşruta olarak sakinola) sözcüklerine yer verilmiştir. Kuşkusuz, doğrudan hayrattan olan camiin meşrutası yapıldığı şekliyle muhafaza edilmiş ise, orada oturmayı vakıfname hükümleri haklı ve geçerli kılabilecektir. Ancak, cami imamlarının süknasına (oturmasına) şart kılınan meşruta, vakıflar Kanununun 10. maddesinde ifade edildiği üzere işe yaramaz duruma gelmiş ise, o takdirde mazbutaya alınan vakıf nedeniyle idarenin tahsis yapma yetkisi ortaya çıkar.
Hal böyle olunca; bozma ilamında "yerinde keşif yapılması, çekişmeli yerin (yapının) önceki halinin ve son durumunun saptanması uyuşmazlığın vakfiye hükümlerine göre mi yoksa vakıflar Kanununun 10. maddesi hükümlerine göre mi çözümlenmesi gerekeceğinin değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken noksan soruşturma ile yetinilip yazılı olduğu üzere davanın red edilmesi isabetsizdir" denilmiştir.
Bozmayı takiben yerinde yeniden yapılan inceleme sonucu düzenlenen 20.11.2001 tarihli bilirkişi raporunda çekişmeye konu bina yönünden "kadastro tespiti sırasında mevcut olan meşrutanın yapıldığı şekilde muhafaza edilmediği, sonradan dernek tarafından yerinin değiştirilerek inşaa ve ilave yapılarak restore edildiği" belirtilmiştir.
Bu durumda; artık olayda vakfiye hükümlerinin uygulanma olanağının kalmadığı, çekişmenin Vakıflar Kanununun 10. maddesi hükmü gözetilmek suretiyle çözüme kavuşturulacağı kuşkusuzdur. Davacı idarenin çekişmeli yer bakımından bir tahsisi bulunmadığı da anlaşıldığına göre, davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Davacı vekilinin temyiz itirazları doğrudur. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.6.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy