(2004 S. K. m. 94) (4721 S. K. m. 3, 1023) (743 S. K. m. 931)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacılar, murislerine ait 10 parsel sayılı taşınmazda paydaşlardan birinin borcu nedeniyle, ortaklığın giderilmesi davası ile satış kararı alındığını, veraset ilamında ketmedilmeleri nedeniyle taşınmaz satışından haberdar olmadıklarını, pay alamadıklarını, davalının kötü niyetli olduğunu ileri sürerek, tapu iptal ve pay oranında adlarına tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, alacağını tahsil amacıyla hareket ettiğini, iyi niyetli olarak taşınmazı satın aldığını ve zaman aşımı nedenlerine dayanarak davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Karar: Dava, ketmi verese iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.
Dosya içeriğine, toplanan delillere göre, davalının dava dışı Hikmet Işık (Evcil)'tan olan alacağının tahsili için yaptığı icra takibinin kesinleşmesinden sonra, alacağın tahsili için haczedilen adı geçenin iştiraken maliki bulunduğu dava konusu taşınmazdaki ortaklığın satış yoluyla giderilmesi amacıyla İcra İflas Kanununun 94. maddesine göre verilen yetki uyarınca açtığı dava sonunda İzmir 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 18.9.1990 gün ve 1990/176-1708 sayılı kararıyla satışa karar verildiği, kararın kesinleşmesinden sonra taşınmazın, aynı yer gayrimenkul satış memurluğunca ihale yoluyla satışa çıkarıldığı, davalının yapılan ikinci artırmada 7.450.000.TL. bedelle taşınmazı satın aldığı, satış memurluğunun yazısı uyarınca da adına tescilinin sağlandığı anlaşılmaktadır.
Söz konusu satış sonucu, davalının borçlusu Hikmet payından alacağın tahsil ettiği kalan satış bedelinin de öteki paydaşlar adına payları gözetilerek banka hesaplarına intikal ettirildiği sabittir.
İcra takibinden başlayarak, yapılan tüm işlemlerin Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen ortaklığın satış yoluyla giderilmesi hükmüne ve Sulh Hukuk Hakimi nezaretinde yapılan satışa dayalı ve uygun bulunduğu tartışmasızdır. Esasen, bu işlemlere yönelik bir usulsüzlük ve iptal sebebi de ileri sürülmüş değildir.
Gerçekten, davacıların çekişmeli, satışa konu taşınmazda, miras bırakanları Kenan Işık'tan pay sahibi oldukları, dosyada bulunan İzmir 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 25.1.1991 tarih 1990/1500 - 1991/69 sayılı hasımlı veraset ilamından anlaşılmaktadır.
Ne var ki, bu durumun, hükmen satımına karar verilen taşınmazı cebri ihale sonucu satın alan davalının haklarına etkili olduğu söylenemez. Davacıların, ketmedilmeleri olgusuna ve bundan zarar görmelerine davalının doğrudan veya dolaylı bir katkısı bulunduğu iddia ve ispat edilmiş değildir. Diğer bir anlatımla, davalının sicile yönelik sorumluluğu, ancak takip aşamasından başlayarak, tescile kadar davacıları zararlandırıcı bir eyleminin katkısının varlığı ile ortaya çıkar.
Davalının, çekişmeli taşınmazı cebri ihale ile edindiği gözetildiğinde, sicile güven ilkesini düzenleyen Medeni Kanunun 1023 (eski 931) ve bunun dayanağını oluşturan Medeni Kanunun 3. maddesinin de olayda uygulama yeri bulunmadığı kuşkusuzdur.
Sonuç: Hal böyle olunca, davacıların satış bedelinden doğan haklarını, diğer paydaşlardan talep etme imkanları bulunduğu gözetilerek, davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün HUMK.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 14.10.2002 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacılar, ketmi verese hukuksal sebebine dayanarak miras payları oranında tapunun iptali ile adlarına tescilini;
Davalı ise, iyi niyet savunmasında bulunarak davanın reddini istemiştir.
Dava konusu taşınmazın, davacıların ortak murisi Kenan Işık (Evcil) adına kayıtlı olduğu, eldeki davanın davalısı Nihal Çiftçi tarafından murisin borcundan dolayı icra tetkik merciinden aldığı yetki belgesine dayanarak murisin mirasçılarından Hikmet ve Rüştü'yü hasım göstermek suretiyle ortaklığın giderilmesi davası açtığı, mahkemece davanın kabul edilerek ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiği, kararın Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleştiği, bu satış kararına istinaden satış memurluğunca açık artırma suretiyle ihaleye çıkarıldığı, davacı Nihal Çiftçi'nin bu ihaleye girerek taşınmazı satın aldığı tüm dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Öte yandan, murisin mirasçıları tarafından ortaklığın giderilmesi davasından kısa bir süre önce (26.9.1990) açtıkları verasetin iptali davasında murisin ketmedilen (gizlenen-saklanan) 3 mirasçısının (Behice - Nebiye - Bedriye ) daha olduğu saptanmıştır. Bu husus izale-i şuyu (ortaklığın giderilmesi) davasının temyiz aşamasında ileri sürülmüş, ancak yargılama aşamasında ileri sürülmediği gerekçesiyle nazara alınmamıştır. Diğer taraftan davacılarla davalı aynı köyden olup, özellikle davalı murisle iş ilişkisi içinde olup, tüm olup bitenleri bilen kişi durumundadır. Dosyaya getirtilen ve toplanan belge ve bilgilerden bu durum açıkça anlaşılmaktadır. Keza, ketmi verese olgusu da sabit ve tartışmasızdır.
Uyuşmazlık, ihaleden satın alan kişinin (davalının) ketmi verese olgusunu bildiği halde ihalenin yapılmasında bilgisinin dışında kendisine izafe edilecek bir kusur bulunmaması, başka bir ifadeyle ihalede bir dahli olmaması halinde, bu satışa değer verilip verilmeyeceği, davalının iyi niyetli sayılıp sayılmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Dairenin yerleşik içtihatlarına ve Hukuk Genel Kurulunun emsal kararlarına göre ihaleden satın alan kişi ketmi verese olgusunu biliyorsa iyi niyetli sayılamaz.
Esasen Medeni Kanunun eski 931-932 yeni 1023-1024 maddeleri tapu sicilindeki tescile iyi niyetle dayanarak mülkiyet kazanan kişinin bu kazanımına değer verileceğini, yolsuz tescili bilen ve bilmesi gereken kişinin bu tescile dayanarak bir hak kazanamayacağını açıkça göstermektedir. Somut olayda, davalı üç mirasçının ketmedildiğini bilmektedir.
Sicildeki gerçek durum bilinmekle iyi niyetin ön plana çıkacağı kuşkusuzdur. Olay bu bağlamda ele alınıp değerlendirildiğinde Medeni Kanunun 3. maddesinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Medeni Kanunun 3. maddesine göre de; iyi niyete hukuki bir sonuç bağlandığı durumlarda, asıl olan iyi niyetin varlığıdır. Bu durumlarda iyi niyeti bir kenara itmek mümkün değildir.
Ayrıca, resmi şekilde yapılan ihaleye, bu ihaleden yararlanacak olan kişinin olumsuz yöndeki katkısı, ihaleyi belli şekilde yönlendirmesi, ya da ihaleye fesat karıştırması ayrı bir suçun konusunu oluşturabilir. Bu bakımdan kişinin ihalede etkisinin olmaması onu iyi niyetli kılamaz.
Yukarıda açıklanan nedenlerle Sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum. Açıklanan ve mahkemece gösterilen diğer gerekçelere göre hükmün onanması görüşündeyim. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy