(4721 S. K. m. 598, 705)
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, kendisinin de miras bırakan Yılmaz Hocaoğlu'nun mirasçısı olduğu halde, diğer mirasçıların geçersiz veraset ilamı ile murise ait çekişmeli taşınmazları üzerlerine intikal ettirdiklerini ve aralarında rızai taksim yaptıklarını; kendi mirasçılığının, verasetin iptali davası sonucunda belirlendiğini ileri sürerek payı oranında iptal-tescil istemiş; taşınmazlardan 52 nolu parseldeki 2 nolu dükkanın önce Fevziye Hocaoğlu, ondan da Halk Yaşam Sigorta A.Ş. ye satıldığının anlaşılması üzerine de adı geçenleri davaya dahil ederek payı oranında iptal-tescil, olmadığı takdirde bedelinden payına isabet eden miktarın tahsilini istemiştir.
Davalılar, davanın reddini savunmuş, Halk Sigorta A.Ş. de iyi niyetli alıcı olduğunu ileri sürmüştür.
Mahkemece, davacının mirasçılığını gösteren kesinleşmiş hüküm ve bilirkişi raporları esas alınmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, Halk Yaşam Sigorta A.Ş. ye satılan taşınmaz yönünden de reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmekle, Tetkik Hakimi Murat Ataker tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının ketmi verese iddiasına dayalı iptal ve tescil isteğinde bulunduğu anlaşılmaktadır. Gerçekten Adana 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 1999/73-303 sayılı hasımlı veraset ilamından, davacının iddiasının doğrulandığı da sabittir. Bu bakımdan, anılan veraset kararı gözetilmek suretiyle davacıya hak tanınması doğrudur.
Ne var ki; dosyada mevcut tapu kayıt örneklerinden davaya konu edilen 52 parsel sayılı taşınmazda adı geçen Fevziye'nin kayıtta iştirakçi olarak göründüğü, ancak Fevziye'nin iştirak payının davacının murisinden mi, yoksa önceki bir muristen mi geldiği açıklığa kavuşturulmamıştır. Esasen Fevziye, dosyaya ibraz edilen hasımlı veraset ilamında da davacı murisinin mirasçıları arasında yer almamaktadır. Bu bakımdan kurulan hükümle Fevziye payından bir bölümün davacıya hükmen geçirilmiş olması doğru değildir.
Diğer taraftan, 52 parsel sayılı taşınmazdaki 2 nolu dükkanın davalı mirasçılar tarafından sonradan davaya katılan Fevziye'ye, onun tarafından da Halk Yaşam Sigortaya satış yoluyla temlik edildiği anlaşılmaktadır. Davacı, ayın isteği yanında imkansızlık halinde bedel isteğinde de bulunduğuna göre, davacının miras payı gözetilmek suretiyle taşınmazı Fevziye'ye temlik eden mirasçılardan payı karşılığı bedelin tahsiline karar verilmemiş olması da doğru değildir.
Sonuç: Öte yandan, veraset ilamı kapsamına göre miras bırakanın eşinin çekişmeli taşınmazlardaki davalı mirasçılara devrettiği payı dışarıda kalmak suretiyle kalan paylar üzerinden davacıya pay verilmesi gerekirken, yanılgılı bilirkişi raporu dayanak yapılmak suretiyle karar verilmesi de isabetsizdir. Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy