(4721 S. K. m. 684, 725) (3194 S. K. m. 18) (2981 S. K. m. 10)
Dava: Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar, imar uygulaması sonucu oluşan 3 parsel sayılı taşınmazı müştereken satın aldıklarını ancak, davalıya ait evin imar parseline tecavüzlü olduğunu bildirerek elatmanın önlenmesi ve yıkım istemişlerdir.
Davalı, dava konusu yerdeki evi imar uygulamasından çok önce paydaşı olduğu kadastral parseli içine yaptığını, imar uygulaması ile tecavüzlü hale geldiğini, arsa bedelinin bina bedelinden düşük olması nedeniyle Medeni Kanunun 725. maddesine göre işlem yapılmasını, elatmanın önlenmesine karar verilecek ise bina ve müştemilatının bedelinin kendisine ödenmesi gerektiğini bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının binasının ruhsatsız olması ve imar uygulaması öncesi taşınmazın tarla vasfında bulunduğu gerekçeleri ile davanın kabulü ile davalının elatmasının önlenmesi ve muhtesatın yıkımına karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla, Tetkik Hakimi Sanem Altınbulak'ın raporu okundu.Düşüncesi alındı.Gereği görüşülüp düşünüldü:
Karar: Bilindiği üzere, yasal ayrıcalıkların dışında ayrılmaz parçanın (mütemmim cüzün) mülkiyeti ve buna bağlı olarak tasarruf hakkı üzerinde bulunduğu arza bağlıdır. Bu husus M.K.nun 684. maddesinde açıkça vurgulanmıştır. Ne var ki, yürürlükten kalkmış olan 6785 sayılı yasanın 1605 sayılı yasa ile değişik 42/c ve halen yürürlükte bulunan 3194 sayılı imar yasasının 18. maddelerinde özel hükümler getirilmek suretiyle ayrılmaz parça (mütemmim cüz) olan yapı ile arz arasındaki hukuki ilişki kesilmiş bazı durumlarda yapı, üzerinde bulunduğu yerin malikinden başkasına bırakılarak imar parsellerinin oluşturulabileceği öngörülmüştür. Böylece yapıların bedelleri ilgili parsel sahiplerince yapı sahibine ödenmediği veya aralarında bu yönde bir anlaşma yapılmadığı ya da ortaklığın giderilmesi davası açılmadığı sürece bu yapıların ömürlerini dolduruncaya kadar eski sahiplerine kullanma imkanı sağlanmıştır.
Öte yandan, zeminin maliki olan kişinin taşınmazı bizzat kullanma yetkisi sınırlanmış, ayrılmaz parça (mütemmim cüz) durumunda olan yapı üzerinde tasarruf etme gücü özel yasa ile kısıtlanmıştır.
2981 sayılı yasanın 3290 sayılı yasa ile değişik 10/c maddesi de aynı doğrultuda hüküm getirmiştir.
Gerçekten bir kimse kendisine veya yasanın himaye ettiği bir hakka dayanarak üçüncü bir şahsa ait bir taşınmaz üzerine ayrılmaz parça (mütemmim cüz) niteliğinde yapı inşaa etmiş imar uygulaması sonucu bu yer davacıya ait imar parseli içerisinde kalmış ise, kendi arzu ve iradesi dışında idari kararla oluşan bir durum söz konusu olduğundan kusurlu sayılamaz. İşte bu nedenle yukarıda değinildiği gibi yasa koyucu imar parseli malikine karşı yapı sahibini koruma zorunluluğunu duymuştur.
Hal böyle olunca, dosya içeriğinden, imar öncesi kadastral parselde malik bulunan davalının, burada yaptığı binanın imarla tecavüzlü hale geldiği anlaşıldığına göre yapının kaim bedeli davalıya ödenmedikçe elatmanın önlenmesi ve yıkıma karar verilemeyeceği, yukarıda değinilen yasa hükmü gereğidir. Bu durumda, mahkemece yapının bedeli saptanıp, mahkeme veznesine depo ettirilmesi, ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Diğer taraftan, yasadan kaynaklanan bir zorunluluk sonucu davada hasım konumuna gelen davalının yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu tutulması da isabetsizdir. Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün H.U.M.K.'nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine 03.10.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy