(4721 S. K. m. 683, 737)
Dava: Taraflar arasında görülen davada; Davacı, kayden maliki bulunduğu 33 parsel sayılı taşınmazına komşu parsel maliki davalının, kendi yerine kaçak bina ve duvar yaparak görüşünü engelleyip, hava sirkülasyonuna mani olmak ve işyerini kullanmasını kısıtlamak suretiyle elattığını bildirip yıkım suretiyle elatmanın önlenmesi ve maddi tazminat istemiştir.
Davalı, inşaatını ve duvarını ihtiyacı nedeniyle yaptığını, davacıya zarar vermediğini belirtip davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, uzman bilirkişi raporunda B, C, D, E olarak gösterilen duvarın kararın kesinleşmesinden itibaren 3 ay içinde davalıca yıkımına, davalı tarafından yıkılmadığı takdirde masrafı davalıya ait olmak üzere davacı tarafından yıktırılmasına 43 parsel üzerinde davalıca yapılmış olan kaçak inşaatın yıkılması isteğinin reddine karar verilmiştir.
Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi Özgül Bozkurtgil'in raporu okundu, düşüncesi alındı.
Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü.
Karar: Dava, komşuluk hukukundan kaynaklanan elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; Çağdaş hukuk sistemlerindeki tanımıyla mülkiyet: geniş haklar, buna bağlı yetkiler ile birlikte bazı ödevlerin oluşturduğu bir hukuksal kurumdur. Başka bir söyleyişle mülkiyet, tanıdığı geniş hak ve yetkilerin yanında bazı ödevlerde yükleyen bir ayni haktır. Medeni Kanunun 683. maddesinde "Bir şeye malik olan kimse hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir. " hükmü getirilmek suretiyle mülkiyet hakkının kanunla kısıtlanabileceğine işaret olunmuştur. Bu doğrultuda olmak üzere, taşınmaz malikini komşusuna zarar verebilecek her türlü taşkınlıklardan kaçınmakla yükümlü kılan aynı kanunun 737. maddesi, komşuluk ilişkilerinden doğan zorunlu çıkar çatışmalarını düzenlemiş, bir arada yaşamak durumunda olan, komşu taşınmaz maliklerinin ekonomik, sosyal çıkarlarını dengede tutabilmek için onlara katlanma ve kaçınma ödevleri yüklemiştir.
O halde, bir toplumda birlikte yaşama olanağı sağlayan insancıl, gerçekçi, zorunlu temel hukuk kuralına göre, hakim; somut olayın özelliğini, taşınmazların konumlarını, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetleri, toplumun doğal ihtiyaç ve gerçeklerini gözönünde bulundurarak, komşuların birbirlerine göstermekle yükümlü oldukları olağan katlanma ve hoşgörü sınırını aşan bir taşkınlığın bulunup bulunmadığını saptama, zararı giderici önlemlerden en uygununu bulma, kaçınılmaz müdahaleleri yapmak suretiyle özverileri denkleştirme durumundadır.
Bunun içinde zararın niteliği, kapsamı ve ne surette giderileceği yönünde tarafların tüm delilleri toplandıktan, gerektiğinde yerinde keşif yapıldıktan sonra uzman bilirkişilerden bilim ve tekniğe uygun gerekçeli rapor alınması zorunludur.
Somut olaya gelince; davacının kayden maliki bulunduğu 33 parsel sayılı taşınmaza bitişik ve davalının zeminde paydaş olduğu 43 parselde, imara aykırı, kaçak, aynı zamanda yol fazlası olarak belediye mülkiyetinde bulunan yere yapılaştığı, anılan binanın yıkımı hususunda belediye encümen kararı bulunduğu kaçak yapının eylemli olarak davacı taşınmazına taşkın olmadığı anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yerinde yapılan keşif sonucu düzenlenen rapor ve krokide B, C, D, E ile işaretli yerdeki duvarın yıkımına karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
Ne var ki, kaçak olarak yapıldığı saptanan 2 katlı bina yönünden davada ileri sürülmesine rağmen, komşuluk hukuku bakımından yukarda öngörüldüğü anlamda yeterli bir araştırma yapıldığı söylenemez. Eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
Sonuç: Davacının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 27.10.2003 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy